21 Şubat 2011 Pazartesi

100. Maymun Teoremi

Ken keyes jr.'dan belki de hepimizin hayatını değiştirecek bir gerçek deneyin öyküsü.
size gerçek bir hikâye anlatacağım: yüzüncü maymun'un hikâyesini... pasifik okyanusu'nda irili ufaklı birçok ada. bu adalarda macaca fuscata türü japon maymunları yaşıyor. bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.

1952'de koshima adası'nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

Bir gün, on sekiz aylık imo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, imo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. bu buluşunu annesine de öğretiyor, imo'nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.

1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. işte o an her şey değişiyor. aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!

Ama hikâye bitmedi. bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.
yani, "yüzüncü maymun fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor: yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.
Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. niceliğin niteliğe dönüşme noktası...

"Yüzüncü maymun fenomeni", duke üniversitesi'nden doktor j.b. rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. sonuç her seferinde aynı. bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların... einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. sıradan insan asla büyük insan olamaz. doğar, yaşar ve ölür. buna yaşamak denirse! dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? elbette var. sayıları gittikçe de çoğalıyor. insanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. "yüzüncü maymun" belki de sizsiniz.

kaynak :
http://www.genbilim.com/...mf/itemid,114/topic,1042.0

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Fiba 2010 İlk Gün - İstanbul

İlk gün heyecanıyla koşarak gittim Abdi İpekçi'ye , beklediğimden fazla seyirci ve çoşku vardı öncelikle.Zira bu ülkenin insanları futboldan başka fazla spor bilmezdi.

Öncelikle söylemem gerekir ki  Abdi İpekçi çok güzel yapılandırılmış; dışarıda yaşadığınız sıcağı içeride yaşamıyorsunuz , havalandırmalar çok iyi , uluslararası organizasyonlarda belalımız olan ulaşım sorunu da aşılmış gibi, giriş ve çıkışlarda neredeyse hiç sorun yaşamadım.Hele ki Amerika'nın maçı  ve haftasonunun biraraya gelmesi sıkıntı çekeceğimi düşündürtmüştü bana.

Taraftara gelince Slovenler'i bir adım öne çıkarmak gerekiyor.Turnuvanın belki de en renkli isimi olacaklar.Bugün izlediğim 3 maç içinde en ateşli ve kalabalık olan gruptular.Yaklaşık 3bin kişiydiler ve maç boyuncu sustukları an sayısı çok azdı.


Bir grup Amerikalı çocuğun bütün salonu meksika dalgasına kaldırması görülmeye değerdi.(Farklı ülkelerden 110 çocuk getirilmiş salona)İran taraftarı da şaşırılacak kadar fazlaydı ve takımlarını desteklemeye çalıştılar.Brezilya ve Hırvatistan tarafı ise diğer takımların taraftarı yanında biraz sönük kalsalarda takımlarını yalnız bırakmadılar.Yalnız Brezilya taraftarı diyince ben rio karnavalı gibi olur sanmıştım hayallerim suya düştü.Alex,Andre Santos gibi tipler vardı salonda.

Maç sonu Amerikalıların minübüse binmesi ise ayrı bi olaydı ve bunun üzerine onlarca efsane yazılabilir.


Maçlara geçince ; ilk maç Slovenya - Tunus idi.Zaten Tunus'tan kat ve kat önde olan Slovenya'nın basketbol ekolü fazla zorlanmadan aldı maçı.Slovenye bu gruptan tahmini 2 veya 3. olarak çıkacaktır.


İkinci maçta rüya takım ilk defa gözlerimin önünde sahaya çıkacaktı , dünyaca ünlü yıldızlarından yoksun olsa da karşımdaki Amerikaydı.Televizyondan gece yarıları izlediğim adamlar , önümde smaca kalkacaktı lan! Rakibi ise Avrupa'nın önde gelen basketbol ülkelerinden Hırvatistan.Atletik kısaları ve tam konsantrasyonu ile farka giden Amerika , daha birçok Avrupa ülkesine aynı tarifeyi yapacak gibi.

Son maç ise Brezilya-İran; Amerika'dan sonra gruptaki favorim olan Brezilya,zayıf İran karşısında fazla zorlanmadı.İran'ın top kayıpları da haddinden fazla olunca Brezilya farka gitti.

Tam 6 millet vardı bugün İstanbul'da, hepsi de ayrı ayrı renkler taşıyordu  ( ve hepsi küçücük sosilere 5euro bayıldılar) 6 tane ayrı dil konuşulduysa da basketbol ortak amaçtı..Bu tarz organizasyonların ne kadar önemli olduğunu hatırlattı.Fiba2010 İstanbul'da güzel başladı.Böyle devam etsin ve bir de Rus dansçı ve Sloven kızlar çok güzelsiniz ya...


Eren Ateş

14 Ağustos 2010 Cumartesi

İnception - Rüya Rüya İçinde





Christoper Nolan'ın hayalindeki film , bugüne kadar izleyenlerin başını döndürmeyi başardı.Başarılı kurgu ve efektleriyle göz dolduruyor ve zeki senaryosu onu zirveye taşıyor.Lafı evirip çevirmeye fazla gerek yok bence izleyin , izlettirin. Ama siz siz olun rüyalarınızla gerçeklerinizi karıştırmayın.

3 Ağustos 2010 Salı

Altın Kızlar

20.Avrupa Atletizm Şampiyonası'nda pek de alışık olmadığımız sevinçler yaşadık.Elvan , Nevin ve Bekele ile yüzümüz güldü.Burcu Ayhan tüm atlamalı branşlarda ilk kez finale kalan Türk sporcu oldu.Kemal Koyuncu ve Mert Girmagelese ise 5bin metre erkekler finaline kalmayı başardılar.

Önce Elvan'dan başlayalım; daha antreman yapacak alanı bile yoktu.Ormanda çalışırken kendisini ayı kovaladı.Selde mahsur kaldı bir taksici tarafından kurtarıldı.Gün geldi devşirme bi sporcu olduğu için sevilmediği bile oldu, Atamızın ''Ne Mutlu Türk'üm Diyene '' sözü unutuldu.Ama o  başına gelenlerden  yılmadı ,10bin metre de altın 5bin metrede gümüş getirdi ülkemize.Yine yüzümüzü güldürdü zayıf kara kız.Tüm engellere rağmen.

Elvan'dan sonra Nevin'e geldi bizi sevindirme sırası. 100 metre engelli de Türkiye rekorunu kırarak Avrupa şampiyonu oldu.Bu sezon katıldığı bütün yarışları kazanan Nevin'in , bu başarısında Fenerbahçe'nin de alt yapı olanağı sağlamasını payı büyük.Bugüne kadar katıldığı birçok turnuvada da başarılı olmuştu ama en büyük çıkışını şimdi yaptı.Nevin henüz 24 yaşında ve önünde kazanacağı çok altın var.Umarım Süreyya Ayhan'a benzemez kaderi.

Bekele ise Elvan gibi  devşirme sporcumuz ! Bugüne kadar Avrupa şampiyonalarında , Elvan ve Nevin ile birlikte , madalya kazanan 6.sporcu oldu Türkiye adına.5bin metrede birinci geldi.2. isim ise Elvan'dı.

Doğuştan Türk olmadığı için altın kızları eleştirenler, futbolda yabancı hocalarla yabancı golcülerle şampiyon olduklarında neredeler ? Belki çoğumuzdan daha çok seviyorlar bu ülkeyi , tüm Avrupa'nın gözü önünde Türk bayrağını dalgalandırıyor , istiklal marşını okutuyorlar.Bakın diğer ülkelere kaç tane kendi sprocusu kaç tane devşirme var ? Atletizmin çok geri kaldığı ülkemizde , bu tür başarılar saçma nedenlerle hor görülüyor.

Sonra neden olimpiyatlarda başarılı olamıyoruz, altın madalyalar kazanamıyoruz ,  diğer ülkelerin ardında kalıyoruz , sadece futbol odaklı bir ülkeyiz dimi ?  Oldu canııım, görünce söylücem ben.



17 Temmuz 2010 Cumartesi

İnternet Hakkı

İnternet hakkına saldırının hat safhaya çıktığı şu günlerde verilen en güzel cevap bugün Taksim'deydi.
Bine yakın insan İstiklal Caddesinde yürüdü.Yaşlışından gencini herkez internet sansürüne karşı çıktı.

Evet,internet hakkı diye birşey var ve insanlar bu haklarının elinden alınmalarını istemiyor.İstediği zaman kolayca youtube girmek , açtığı sitelerde ''bu siteye mahkeme kararıyla erişim engellenmiştir'' yazısını görmek , özgürce sanal ortamda dolaşmak istiyor.

Mahkeme kararı yerine kendi iradesini kullanabilen  , neyin doğru neyin yanlış olacağına karar verecek yaşta olan fazlasıyla internet kullanıcısı var zaten.Kaldı ki artık google çeşitli fonksiyonlarına bile engellemeler geliyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı'na site kapatma yetkisi veriliyor.


Maymundan geldik mi fazla fikrim yok ama koyuna doğru gidiyoruz.Haydi hayırlısı.





13 Temmuz 2010 Salı

Cumhuriyet Okulu

Bu yaz tatil yerine daha onurlu davranışları seçen gençler var üniversitelerde , 200 kadar genç Diyarbakır'ın Aslanoğlu köyünde Cumhuriyet'in okulunu kuruyor.

Gruplar halinde gidiyorlar ,belki de içlerinde çekiçi eline almayanlar var.Ama oradaki halkı tanıyor ve öğreniyorlar.Öğreniyorlar ki engel diye birşey yoktur ve öğreniyorlar ki insan istedi mi herşeyi yapıyor.



 Köyün çocukları da yardım ediyor onlara , polis jopu yerine yardım eli uzanınca taş atmak yerine yaş dikiyorlar.Çocuklarla birlikte ağa baskısından usanmış yerel halkta onlara , feodaliteye karşı çekiç vuruyorlar,yardım ediyorlar okul yapımına.

Daha birçok şey var ama en iyisi yerinden takip etmek;

http://www.tgb.gen.tr/ adresinden gelişmeler takip edilebilir.Tabi yapacak daha önemli işleriniz yoksa!

4 Temmuz 2010 Pazar

Alan Wake

Max Payne'nin yapımcısı Remedy'diden yine Max Payne kadar iddialı bir yapım.Pisikolojik Gerilim - Macera ögeleri barından Wake Mayıs 2010'nun 2.çeyreğinde raflardaki yerini almıştı.

Oyunu oynadıktan sonra hakkında bişeyler yazmak istedim.Öncelikle oyun dizi tadında gelişiyor , hiçbir ara videoyu kaçırmak istemiyorsunuz.Hatta konuşmaları , radyoda çalanları , televizyonu  izleyerek hikayenin iyice içine giriyorsunuz.Oyun 6 bölümden oluşuyor ve tamamen dizi tadında , her bölümden önce bir önceki bölümde olanları ''previously on Alan Wake'' ibaresi ile izliyoruz ve bir sonraki bölüme başlıyoruz kaldı ki her bölüm sonunda ayrı sarpa sarıyor işler.


Atmosfer ve grafik olarak oyun son derecede ileri düzeyde , ormanın içinde geçen gece sahneleri , manzaralar , sisler müthiş bir şekilde yanıstılmış.Gerçek bir filmde buluyorsunuz kendinizi.Ses olarak da oyun son derece iyi , aksiyon sahnelerindeki , sakin zamanlardaki sesler oyunu tamamlıyor.Soundtracki ise harika , her bölümün sonunda bölüme özgü bi şarkı çalıyor.


Oynanabilirlik açısından oyuna gelen tek eleştiri kendini tekrar ediyor olsa da bana hiç öyle gelmedi belki ilk 3 bölüm insana o hissi verebilir ama oyun bunun üstesinden rahatlıkla geliyor.


Microsoft Game Studios'un da olaya el atmasıyla  xbox360 için özel olarak piyasaya sürüldü Alan Wake.Satışlardaki rakamın beklenenden az olmasının nedeni ise oyunun multiplayer'ının bulunmaması olarak gösteriliyor.Buna rağmen  Alan Wake için önce yeni bölümler gelecek ve ardından Alan Wake 2 yapılacak.


Hikayeye gelince kahramanımız Alan Wake bir korku yazarıdır.Eşi ile BrightFalls'a tatil için giderler.Gölün kenarında tuttakları evde elektirikler gittikten sonra Alice'ı karanlık göle sürükler .Alan peşinden yetişmeye çalışsada yakalayamaz ve bayılmıştır.Uyandıgında ise kaza yapmış bi arabadadır gelen Brightfalls'ın şerifi - kendisi kadın olur- sadece rüya gördüğünü söyler.Ve olaylar gelişir.Aslında çok şey var ama spoiler içereceğinden anlatmıyorum.


Alan ve en iyi arkadaşı Barry.Barry hikayeye oldukça renk katıyor.


Alan Wake 6 bölümlük bir oyun demiştik.Ama hikaye burda bitmiyor.Yeni bölüm The Signal 27 Temmuz'da Xboxlive'da olacak.Bundan yeni bölümlerde yolda , lost tadında ilerleyen ve son zamanlarda beni en çok etkileyen oyunlardan biri olmayı başardı.


Sonuç olarak;
Ses/Müzik: 10/10
Grafik:10/10
Oynayış:9/10