28 Ağustos 2010 Cumartesi
Fiba 2010 İlk Gün - İstanbul
Öncelikle söylemem gerekir ki Abdi İpekçi çok güzel yapılandırılmış; dışarıda yaşadığınız sıcağı içeride yaşamıyorsunuz , havalandırmalar çok iyi , uluslararası organizasyonlarda belalımız olan ulaşım sorunu da aşılmış gibi, giriş ve çıkışlarda neredeyse hiç sorun yaşamadım.Hele ki Amerika'nın maçı ve haftasonunun biraraya gelmesi sıkıntı çekeceğimi düşündürtmüştü bana.
Taraftara gelince Slovenler'i bir adım öne çıkarmak gerekiyor.Turnuvanın belki de en renkli isimi olacaklar.Bugün izlediğim 3 maç içinde en ateşli ve kalabalık olan gruptular.Yaklaşık 3bin kişiydiler ve maç boyuncu sustukları an sayısı çok azdı.
Bir grup Amerikalı çocuğun bütün salonu meksika dalgasına kaldırması görülmeye değerdi.(Farklı ülkelerden 110 çocuk getirilmiş salona)İran taraftarı da şaşırılacak kadar fazlaydı ve takımlarını desteklemeye çalıştılar.Brezilya ve Hırvatistan tarafı ise diğer takımların taraftarı yanında biraz sönük kalsalarda takımlarını yalnız bırakmadılar.Yalnız Brezilya taraftarı diyince ben rio karnavalı gibi olur sanmıştım hayallerim suya düştü.Alex,Andre Santos gibi tipler vardı salonda.
Maç sonu Amerikalıların minübüse binmesi ise ayrı bi olaydı ve bunun üzerine onlarca efsane yazılabilir.
Maçlara geçince ; ilk maç Slovenya - Tunus idi.Zaten Tunus'tan kat ve kat önde olan Slovenya'nın basketbol ekolü fazla zorlanmadan aldı maçı.Slovenye bu gruptan tahmini 2 veya 3. olarak çıkacaktır.
İkinci maçta rüya takım ilk defa gözlerimin önünde sahaya çıkacaktı , dünyaca ünlü yıldızlarından yoksun olsa da karşımdaki Amerikaydı.Televizyondan gece yarıları izlediğim adamlar , önümde smaca kalkacaktı lan! Rakibi ise Avrupa'nın önde gelen basketbol ülkelerinden Hırvatistan.Atletik kısaları ve tam konsantrasyonu ile farka giden Amerika , daha birçok Avrupa ülkesine aynı tarifeyi yapacak gibi.
Son maç ise Brezilya-İran; Amerika'dan sonra gruptaki favorim olan Brezilya,zayıf İran karşısında fazla zorlanmadı.İran'ın top kayıpları da haddinden fazla olunca Brezilya farka gitti.
Tam 6 millet vardı bugün İstanbul'da, hepsi de ayrı ayrı renkler taşıyordu ( ve hepsi küçücük sosilere 5euro bayıldılar) 6 tane ayrı dil konuşulduysa da basketbol ortak amaçtı..Bu tarz organizasyonların ne kadar önemli olduğunu hatırlattı.Fiba2010 İstanbul'da güzel başladı.Böyle devam etsin ve bir de Rus dansçı ve Sloven kızlar çok güzelsiniz ya...
Eren Ateş
14 Ağustos 2010 Cumartesi
İnception - Rüya Rüya İçinde
Christoper Nolan'ın hayalindeki film , bugüne kadar izleyenlerin başını döndürmeyi başardı.Başarılı kurgu ve efektleriyle göz dolduruyor ve zeki senaryosu onu zirveye taşıyor.Lafı evirip çevirmeye fazla gerek yok bence izleyin , izlettirin. Ama siz siz olun rüyalarınızla gerçeklerinizi karıştırmayın.
3 Ağustos 2010 Salı
Altın Kızlar
Önce Elvan'dan başlayalım; daha antreman yapacak alanı bile yoktu.Ormanda çalışırken kendisini ayı kovaladı.Selde mahsur kaldı bir taksici tarafından kurtarıldı.Gün geldi devşirme bi sporcu olduğu için sevilmediği bile oldu, Atamızın ''Ne Mutlu Türk'üm Diyene '' sözü unutuldu.Ama o başına gelenlerden yılmadı ,10bin metre de altın 5bin metrede gümüş getirdi ülkemize.Yine yüzümüzü güldürdü zayıf kara kız.Tüm engellere rağmen.
Elvan'dan sonra Nevin'e geldi bizi sevindirme sırası. 100 metre engelli de Türkiye rekorunu kırarak Avrupa şampiyonu oldu.Bu sezon katıldığı bütün yarışları kazanan Nevin'in , bu başarısında Fenerbahçe'nin de alt yapı olanağı sağlamasını payı büyük.Bugüne kadar katıldığı birçok turnuvada da başarılı olmuştu ama en büyük çıkışını şimdi yaptı.Nevin henüz 24 yaşında ve önünde kazanacağı çok altın var.Umarım Süreyya Ayhan'a benzemez kaderi.
Bekele ise Elvan gibi devşirme sporcumuz ! Bugüne kadar Avrupa şampiyonalarında , Elvan ve Nevin ile birlikte , madalya kazanan 6.sporcu oldu Türkiye adına.5bin metrede birinci geldi.2. isim ise Elvan'dı.
Doğuştan Türk olmadığı için altın kızları eleştirenler, futbolda yabancı hocalarla yabancı golcülerle şampiyon olduklarında neredeler ? Belki çoğumuzdan daha çok seviyorlar bu ülkeyi , tüm Avrupa'nın gözü önünde Türk bayrağını dalgalandırıyor , istiklal marşını okutuyorlar.Bakın diğer ülkelere kaç tane kendi sprocusu kaç tane devşirme var ? Atletizmin çok geri kaldığı ülkemizde , bu tür başarılar saçma nedenlerle hor görülüyor.
Sonra neden olimpiyatlarda başarılı olamıyoruz, altın madalyalar kazanamıyoruz , diğer ülkelerin ardında kalıyoruz , sadece futbol odaklı bir ülkeyiz dimi ? Oldu canııım, görünce söylücem ben.
17 Temmuz 2010 Cumartesi
İnternet Hakkı
Bine yakın insan İstiklal Caddesinde yürüdü.Yaşlışından gencini herkez internet sansürüne karşı çıktı.
Evet,internet hakkı diye birşey var ve insanlar bu haklarının elinden alınmalarını istemiyor.İstediği zaman kolayca youtube girmek , açtığı sitelerde ''bu siteye mahkeme kararıyla erişim engellenmiştir'' yazısını görmek , özgürce sanal ortamda dolaşmak istiyor.
Mahkeme kararı yerine kendi iradesini kullanabilen , neyin doğru neyin yanlış olacağına karar verecek yaşta olan fazlasıyla internet kullanıcısı var zaten.Kaldı ki artık google çeşitli fonksiyonlarına bile engellemeler geliyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı'na site kapatma yetkisi veriliyor.
Maymundan geldik mi fazla fikrim yok ama koyuna doğru gidiyoruz.Haydi hayırlısı.
13 Temmuz 2010 Salı
Cumhuriyet Okulu
Gruplar halinde gidiyorlar ,belki de içlerinde çekiçi eline almayanlar var.Ama oradaki halkı tanıyor ve öğreniyorlar.Öğreniyorlar ki engel diye birşey yoktur ve öğreniyorlar ki insan istedi mi herşeyi yapıyor.
4 Temmuz 2010 Pazar
Alan Wake
Oyunu oynadıktan sonra hakkında bişeyler yazmak istedim.Öncelikle oyun dizi tadında gelişiyor , hiçbir ara videoyu kaçırmak istemiyorsunuz.Hatta konuşmaları , radyoda çalanları , televizyonu izleyerek hikayenin iyice içine giriyorsunuz.Oyun 6 bölümden oluşuyor ve tamamen dizi tadında , her bölümden önce bir önceki bölümde olanları ''previously on Alan Wake'' ibaresi ile izliyoruz ve bir sonraki bölüme başlıyoruz kaldı ki her bölüm sonunda ayrı sarpa sarıyor işler.
Atmosfer ve grafik olarak oyun son derecede ileri düzeyde , ormanın içinde geçen gece sahneleri , manzaralar , sisler müthiş bir şekilde yanıstılmış.Gerçek bir filmde buluyorsunuz kendinizi.Ses olarak da oyun son derece iyi , aksiyon sahnelerindeki , sakin zamanlardaki sesler oyunu tamamlıyor.Soundtracki ise harika , her bölümün sonunda bölüme özgü bi şarkı çalıyor.
Oynanabilirlik açısından oyuna gelen tek eleştiri kendini tekrar ediyor olsa da bana hiç öyle gelmedi belki ilk 3 bölüm insana o hissi verebilir ama oyun bunun üstesinden rahatlıkla geliyor.
Microsoft Game Studios'un da olaya el atmasıyla xbox360 için özel olarak piyasaya sürüldü Alan Wake.Satışlardaki rakamın beklenenden az olmasının nedeni ise oyunun multiplayer'ının bulunmaması olarak gösteriliyor.Buna rağmen Alan Wake için önce yeni bölümler gelecek ve ardından Alan Wake 2 yapılacak.
Hikayeye gelince kahramanımız Alan Wake bir korku yazarıdır.Eşi ile BrightFalls'a tatil için giderler.Gölün kenarında tuttakları evde elektirikler gittikten sonra Alice'ı karanlık göle sürükler .Alan peşinden yetişmeye çalışsada yakalayamaz ve bayılmıştır.Uyandıgında ise kaza yapmış bi arabadadır gelen Brightfalls'ın şerifi - kendisi kadın olur- sadece rüya gördüğünü söyler.Ve olaylar gelişir.Aslında çok şey var ama spoiler içereceğinden anlatmıyorum.
Alan ve en iyi arkadaşı Barry.Barry hikayeye oldukça renk katıyor.
Alan Wake 6 bölümlük bir oyun demiştik.Ama hikaye burda bitmiyor.Yeni bölüm The Signal 27 Temmuz'da Xboxlive'da olacak.Bundan yeni bölümlerde yolda , lost tadında ilerleyen ve son zamanlarda beni en çok etkileyen oyunlardan biri olmayı başardı.
Sonuç olarak;
Ses/Müzik: 10/10
Grafik:10/10
Oynayış:9/10
26 Haziran 2010 Cumartesi
Rengarenk Sertab
Şarkıları
1.Rengarenk
2.Bir Varmışım Bir Yokmuşum
3.Koparılan Çicekler
4.Asla
5.Bir damla Gözlerinde
6.İkimiz Bir Fidanın
7.Bir Çaresi Bulunur
8.Avare
9.İstanbul
10.Ego
11.Bu Böyle
12.Ayrılık ve Biz
13.Açık Adres ( akustik )
14. koparılan çiçekler (akustik)
15. koparılan çiçekler (remix: david saboy & ozan yılmaz)
16. koparılan çiçekler (remix: philippe laurent)
17. koparılan çiçekler (remix: burak yeter)
Rengarenk , Bir Varmışım Bir Yokmuşum , Koparılan Çiçekler , Asla çok iddalı şarkıla.Bu Böyle yeniden yorumlanmış.
Avera ve İstanbul çok matrak şarkılar ve benim favorilerim arasında;(Geriye ne kaldı ki ? )
İstanbul Sever Seni Sen Beni Seversen :)
22 Haziran 2010 Salı
Anarşist Köpek !
.Atina'nın muhalif bölgelerinde yaşayan Kanellos , öğrenci hareketlerinin simgesi halini aldı.17 yıllık hayatı boyunca sahibi olmayan Kanellos, neredeyse Atina'daki tüm eylemlerde yer aldı.Dikkatleri üzerine çekmesiyle valilik tarafından götürüldüğü de olmuştu.Ancak öğrenciler ayaklandı , yer yerinden oynadı , imzalar toplandı ve Kanellos tekrar özgürlüğüne kavuştu.Barikatların en önünde yer aldı.Eski dostlarıyla beraber.
Öyle laf olsun değil harbi harbi mevzuya gelmiş sanki ; belki çoğumuzdan daha akıllı , en azından daha cesur.
Eylemlerle geçirdiği bi ömür ardından artık yorgun düşmüştü Kanellos , romatizması nedeniyle arka bacakları tutmamaya başlayınca öğrenciler ona köpeklere has tekerlekli sandalye almış.Durumu ağırlaşınca da bir öğrenci onu evine götürmüş ve Kanellos 2 Temmuz 2008'de ölmüş ve yoldaşları tarafından kendisine yakışacak bi tören düzenlenmiştir.
Kendisi adına açılmış Facebook Fan sayfası ; BURADAN
Yürüyün Çocuklar Emparyalistlere karşı, sokağın köpekleri sizin yanınızda !
19 Haziran 2010 Cumartesi
e3|xbox360 - Kinect - Slim
''Fable III''
''Halo;Reach''
''Gears of War 3''
''Metal Gear Solid; Rising''
ve Crytek özel olarak hazırladığı ''Codename Kingdoms''
Microsoft fuarı böyle açtı.Çok kısa sürede gösterdiği oyunlarla ''şov'' yaparak açtı diyebiliriz.Özellikle Call of Duty'in 2012'ye kadar xbox360'a özel oyun olması , Fable III'ün yeni kinect teknolojisine uyumlu olması , Gears of War 3'deki Co-op modu , son olarak da yeni iş ortakları Crytek'in microsoftla ortaklaşa xbox360 için yepyeni bir oyun duyurması şovu yaratan kısımlardı.
Gösterilen oyunlar -Codename haricinde - önceden bilinen ve duyurulan oyunlardı , oynayış videoları çabuk bitince, konferansın ufak bir bölümünü kapsadı.Geri kalan kısmı ise Microsoft'un devrim olarak nitelendirdiği,eski adıyla ''Natal'' yeni adıyla ''Kinect'' projesine kaldı.
Kinect Project~
Hareketleri algılayan bir sistemle,teknolojinin sınırlarını zorlayan ''Kinect'' xbox360'ı oyun aracı dışında , tüm aileyi televizyon başına oturtucak bir eğlence merkezine getiriyor.Spor yapabilme , vücut geliştirebilme , kilo ölçme ; dans edebilme gibi yenilikler Kinect'in tüm dünyaya hitap ettirecek seviyeye çıkarıyor.
Ayrıca yeni hazırlanan spor oyunları paketinde masa tenisi , atletizm , futbol gibi oyunların olması Nintendo oyuncularına da göz dikildiğinin göstergesidir.Bunun yanında konferansta küçük bir kızın televizyondaki kaplanı sevmesi ve ip atlatması olağanüstüydü.
Ve Kinect'e uyumlu çıkacak diğer oyunlar , en azındak bildiklerimiz; Fable III , Forza 3 , Star Wars;The Old Republic.
Not:Forza 3 daha önceden çıkmış bir yarış oyunu yeniden kinect uyumlu çıkacak , oyunda ellerimiz ile arabayı kontrol edeceğiz ve yüzlerce farklı modeldeki aracı inceleyebileceğiz.Bunu duymak bile heyecan verici.
Son olarak Kinect müthiş bir media canavarı olabileceğini gösterdi.Ses yönlendirmesi ile videoları , müzikleri durdurma , geri-ileri sarma ; kinect'i olan başka aradaşlarına görüntülü konuşma ve ortak bir video'yu izleyebilme - tabi bunun için ne kadar internet hızı gerekir tam bir muamma - imkanları insanları şimdiden heyecanlandırıyor
Son olarak Kinect 4 Kasım 2010'da piyasaya sürülecek ve dolaşan dedikodular arasında 150 dolardan satışa konalacağı var.
xbox360 slim
Microsoft'un son bombası xbox360'ın yeni modeli ya da daha doğrusu biraz daha küçüğü , siyah renkte ve oldukça şık görünen xbox360 slim şimdiden fırtına estirecek gibi gözüküyor.Wi-fi özelliği ile kablosuz internete bağlana bilen slim , kinect'e doğrudan uyumlu olacak.Diğer xbox360lar ise kinect özel bir aparat ile bağlanabilecek.
Slim'in fiyatı ise 199 dolar ,yani eski modellerle aynı fiyat(elite'lerle) , geçtiğimiz günlerde satışa sunulan Slim , Microsoft'un hediyesi olarak konferansa katılan izleyiceleri bedava - evet bedava- verildi.
17 Haziran 2010 Perşembe
e3 | Teknolojinin Geldiği Yer
Geçen seneyi saymazsak son yıllarda fazla ilgi görmeyen fuar , büyük oyun firmalarının geri dönmesiyle tekrar canlılık kazandı.Özellikle Microsoft ve Sony arasındaki çekişmenin fuara yansıması oyunseverlere bayram ettiriyor.
6 Mayıs 2010 Perşembe
Seni Öldürebilirler Ama Düşüncelerini Asla
En uzun koşuysa elbet
Türkiye'de de devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu.
En sekmez luverin namlusundan firlayarak ...
En hızlısıydı hepimizin,
En once göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun.
Ama aşk olsun sana çocuk,
Aşk olsun.
Sen bu dünyada kendi ipini kendi çekmeye çalışmış, ölüme düğüne gider gibi gitmiş kaç adam tanıyorsun???? Sen sonunda ölüm olduğunu bile bile çıkabilir misin o konformist dünyandan ve sonunda öleceğini bile bile adar mısın kendini bir düşünceye, bir fikre, ne bileyim herhangi bir şeye? Sen ölmenin ne büyük bir bedel olduğunu biliyor musun, göze alınamayacak kadar büyük bir bedel olduğunu???O yüzden hiç bir şey yapma, sevme, onaylama, takdir etme, düşünme, okuma ama mümkünse kendisine ve onun gibi ölen bir çoğuna saygı duy. Saygı duy, çünkü onların hayalleri seninkiler gibi tek kişilik değildi, hayalleri bile herkes içindi... Ve ne acıdır ki, sen ve senin gibilerse uğruna ölmeyi göze aldığı insanlar, daha güzel bir dünya düşledikleri insanlar , yakıştı mı onlara sen ve senin gibi insanlar ?
4 Mayıs 2010 Salı
Bi Madde İşi Vardı Ne Oldu Ona ?
Malum Anayasa değişikliği ve en önemli maddesi;8.madde...
Bu maddeye göre parti kapatma Anayasa Mahkemesi'nde değil,mecliste milletvekili olan partilerden gelen 5er milletvekili ve bir başkandan oluşan kurul ile olacaktı.Yani; diyelim ki mecliste 3 parti var.Birisi iktidar,diğerleri muhalefet(hani şu demokrasinin gereği olan!);
İktidardan 5 , 2.partiden 5 ,3.partiden de 5 kişi gelecek ve bir de iktidardan bir başkan alsana 16 kişilik kurul...Peki parti kapatma için gerekli oy kaçtır? Saf çoğunluk yani 16 kişiden 11'i kapansın diyecek.Yani anlayacağınız iktidar partisinin kapanmasını imkansız hale getiriyor.Başlarındaki demokrasinin kılıcını kaldırıyor.
Şimdi bile böyle bir yasa yokken Türk tarihinin en önemli isimleriden birine,İsmet Paşa'ya fütürsuzca sallanabiliyor.Ne günlere kaldık ey Türkiye ? Kapanma korkusu, yargılanma korkusu, halka hesap verme duygusu ortadan kalkınca kim bilir neler olacak ? , Ak faşizm nerelere gelecek ? , demokrasiye uydurularak teokrasi nasıl yerleşecek ?
Çok şükür ki böyle olmuyor, 3 tane şerefli milletvekili çıkıyor red oyu basıyor.327 tanesi mi? Evet birkaçı çıkarlarından, birkaçı korkusundan birkaçı da koyunluğundan ''ben bilmem beyim bilir''liğinden evet diyor.Belki de ülke büyük bir faciadan dönüyor.Mehmet Ali Şahin'in rengi atıyor!
Ve evet o 3 milletvekili için parti içi soruşturma açıldı.Düşünen , yargılayan ,'' başbakan uçurumdan atlarsa biz de atlarız'' demiyen milletvekilleri...Demokrasi hep oyunlara alet olacak değil ya , böyle tokat atıyor adama..
Hükümet mi ? Resmi yukarıda...Unutmadan bi Anayasa değişikliği vardı sizin ne oldu ona ?
1 Mayıs 2010 Cumartesi
İşte Taksim İşte 1 Mayıs !
Kanlı 1 Mayıs'dan tam 33 yıl sonra ''İşçi Sınıfı'' bugün resmi olarak Taksim'deydi.
Bu süreç zarfındaki yıllarda neredeyse olaysız 1 Mayıs yoktu.Ama görüldü ki yasak koyulmadan , engellenmeden de bazı şeyler olabiliyormuş.Polis ile halkı yıllardır karşı karşıya getirenlere de güzel kapak olmuştur efenim.
Darısı 2011'e...
Bu arada yine tarafını belli eden Halkın Takımına , Çarşı'ya , Ayhan Ağabey'e , Cem Ağabey'e tek birşey demek istiyorum;''Siz var ya adamın hasısınız be! ''
1 Mayıs hakkında en güzelini ''Kahve Molası'' yazmış; Burada
30 Nisan 2010 Cuma
Bir Umudum Sende Anlıyor musun ?
Normal sezonda 2 maçı da kazanmasıyla 1-0 önde başlıyordu seriye ve bunun rahatlığı oyuncuların üstündeydi.
Neredeyse bütün maç Telekom üstündü.Ama en çok dikkatimi çeken nokta savunmadaki acizliğin devam ediyor olması , Burak Hoca'nın denediği hiçbir yöntem defans sorununu çözmüyor.Hani boşuna demiyoruz;Baskete Ferrari , futbola Chatman lazım diye.
Öyle veya böyle maçı kaybetsek de Ankara'ya taşınan seriden sonuna kadar umudum var.*Herşeyden ötesi ise taraftarın maçta takımını yalnız bırakmamasıydı.Hafta içinde; okuldan çıkan , işten çıkan Beşiktaş'a aşık adımlar aşkına yetişmek için Akatlara doğru yönelmişlerdi.Tribünlerin doluluğu beklediğimden az olsada destek görülmeye değerdi.
Maçtan sonra soyunma odasına giden takımın taraftarı alkışlamak için geri dönüşü ise herşeye değerdi.;
Barbaros meydanında dün gibi sevdan,
Derin bir nefes çektik abbasağadan,
Bir umudum sensin anlıyormusun,
Hayat yaşanmıyor senle olmadan,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik.. BEŞİKTAŞ
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik. BEŞİKTAŞ
14 Mart 2010 Pazar
Dikkat Kırmızı Var
Yepyeni bir sezon , 6 aylık aranın ardından geçen sezona oranla çok daha çekişmeli bir turnuva...
Efsane Schumacher'in geri döndüğü haberiyle motor sporlarında ilgi odağı yine Formula 1 oldu.(Sağlığı izin verseydi geçen sene dönecekti ama...)Kimi Raikonnen'in ayrılması Ferrari tarafını üzse de Alonso'nun hep hayal ettiği kırmızı araca transfer olması yeniden heyecanlandırdı beni ve tüm Ferrari severleri.
Neyse zaten sezon önce bunlar çok yazıldı,çizildi.Bu sene 4 tane dünya şampiyonu var Formula 1’de(F.Alonso , L.Hamilton , J.Button , M. Schumacher) ve bu son yıllardaki en heyecanlı sezon olacak gibi her ne kadar yeni gelen kurallar yarışı sıkıcı kılsada.
Ve bugüne yani yarışa gelirsek ;
Fernando Alonso; Yıllardır hayal ettiği kırmızı araca bindi ve uzun süreden sonra hala bu işin en iyilerinden birisi olduğunu kanıtladı.Her ne kadar Vettel'in yaşadığı sansızlık sayesinde de olsa ilk yarışında aldığı birincilik Kimi'yi aratmayacağını ve bu sene daha çok İspanyol milli marşını dinleyeceğimizi gösterdi.
Felipe Massa;Geçen sene yaptığı kaza ile hepimizi korkutmuştu ama tam anlamıyla harika bir dönüş yaptı.Kazadan sonra ilk yarışında takım arkadaşı Alonso'nun ardından 2. oldu ve Ferrari'ye duble yaptırdı.Eski günlerine çabuk döneceğinin sinyalini yollarken podyumdaki sevinci görülmeye değerdi.
L.Hamilton:Dünya şampiyonu olduktan sonra yaşadığı düşüşü bu sene sonlandıracak gibi.Geçen senenin son bölümü hariç pek kendinin gösterememişti genç İngiliz.İlk yarışında 3.lüğü kaparak podyuma çıkmasını bildi.
Sebastian Vettel;Haftanın şansızı Vettel oldu.Tüm hafta sonunu önde götürdü ama yarışın bitmesine 15 tur kala yaşadığı egzos sorunu nedeniyle arakasındaki üç pilota geçildi,4.olmayı başarabildi.
Nico Rosberg;Schumacher’in takım arkadaşı tüm hafta sonu boyunca efsanenin önünde kalmayı başardı.Başlangıç için 5.lik gayet güzel.
M.Schumacher;Formula ve tüm motor sporlarının yaşayan efsanesi, 2.kariyerinin ilk yarışına tıpkı ilkinde olduğu gibi 7.sıradan başladı.Yarışı 6.bitirebildi elbette ilerleyen yarışlarda daha iyi olacak.Çok özlemiştik.
J.Button;Son şampiyon bu sene iyi başlamadı.Bakalım bu sene neler yapabilecek?
M.Webber:Sebastian Vettel’in takım arkadaşı onun yanında sönük kaldığı konuşuluyor.Formula 1’den ayrılıp Red Bull’un Ralli(WRC) takımına transfer olan Kimi Raikonnen’in eğer ilerleyen yarışlarda Webber istenileni vermezse onun yerine geri döneceği de konuşulan konulardan.
Geri kalan pilotlar;
9 Vitantonio Liuzzi Force India + 53.008
10 Rubens Barrichello Williams + 1:02.489
11 Robert Kubica Renault + 1:09.093
12 Adrian Sutil Force India + 1:22.958
13 Jaime Alguersuari Toro Rosso + 1:32.656
14 Nico Hülkenberg Williams (Bitiremedi)
15 Heikki Kovalainen Lotus (Bitiremedi)
16 Jarno Trulli Lotus (Bitiremedi)
17 Sebastien Buemi Toro Rosso (Bitiremedi)
18 Pedro de
19 Bruno Senna HRT (Bitiremedi)
20 Timo Glock Virgin (Bitiremedi)
21 Kamui Kobayashi Sauber (Bitiremedi)
22 Vitaly Petrov Renault (Bitiremedi)
23 Lucas Di Grassi Virgin (Bitiremedi)
24 Karun Chandhok HRT (Bitiremedi)
9 Mart 2010 Salı
Bando Es-Es

Anadolu takımları arasında taraftar denilince akla gelen 2-3 takımdan biri Eskişehirspor.Anadolu'da seyircilikten çıkıp taraftar olabilmiş bir topluluk var takımın arkasında.Birçok taraftar grubu birbirine uyumlu bir şekilde her maç takımlarını destekliyor.Kırmızı Şimşekler,Nefer,Altes,Kızılcıklı...Ama bunların arasında çok farklı işler yapan bir grup var;Bando Es-Es...
Bando Es-Es Temmuz 2006'da Güney Amerika'daki taraftarlar örnek alınarak kurulmuş bir grup.Astsubay,doktor ve mühendislerden oluşan 21 kişilik gruptaki herkes bu işi gönüllü olarak hiç bir menfaat beklemeden Eskişehirspor için yapıyor.İlk önce yakınlarından aldıkları emanet enstrümanlarla işe başlayan Bando Es-Es daha sonra taraftarların kendi aralarında para toplayıp aldıkları enstrümanlarla yola devam ediyor.
Bando Es-Es Eskişehir'deki her maçtan bir gün önce stadta toplanıp çalışma yapıyor ve kurulduğu günden beri hiç maç kaçırmadan takımına destek oluyor.Fakat grup deplasmanlarda emniyet güçlerinin enstrümanları içeri almamasından dolayı deplasman maçlarında yer alamıyor.
Eskişehirspor'un her maçında takımın arkasında bir itici güç olmaya çalıştıklarını ifade eden Bando Es-Es'in sözcüsü Uğur Kürkçüoğlu:
''Bandoyu kurma hayalimiz Güney Amerika'daki taraftarları kıskanarak başladı. Onlar, maça değil sanki karnavala gider gibi maça hazırlanıyorlar. Biz de tribünlere renk getirmek ve yeni tezahüratlar kazandırabilmek için çalışıyoruz. Şanlı Eskişehirspor taraftarından övgüyle söz ettirebilmek istiyoruz. Amaçlarımız arasında Eskişehir ve Eskişehirspor'un tanıtımına katkıda bulunmak da var.Tribün terörünün yaşandığı ülkemizde, maçların aslında bir karnaval havasında da geçebileceğini göstererek, Eskişehirspor taraftarı olarak ülkeye bir örnek olmak istiyoruz. En büyük isteğimiz tribünlerde küfürü yok etmektir. Tribündeki kötü tezahüratı engellemeyi amaçlıyoruz.''
Ayrıca Kürkçüoğlu, Türkiye Futbol Federasyonu'nun isteği üzerine Türkiye Milli Futbol takımının her maçında da tribünlerdeki yerlerini alabilceklerini belirtiyor.
8 Mart 2010 Pazartesi
Muzik Aletleri Serisi:Trombon
Trombon, üflemeli bir çalgı çeşididir. Fincan biçimli bir ağızlığa dayanan dudakların titreşmesiyle ses çıkarmaktadır. Boru uzunluğunu değiştiren ve "kulis" adı verilen bir sürgüsü vardır. Bu sürgü trombonun farklı notalarda ses çıkarabilmesini sağlar. İlk olarak 15. yüzyılda kullanılmıştır.
Piston Trombon, kulis yerine trompet gibi 3 adet pistonu olan bir türü daha vardır, ses sınırları kulis trombon ile aynı ve sesinin rengi kulis trombondan biraz farklıdır.
5 Mart 2010 Cuma
Futbol Asla Sadece Futbol Değildir - 2 (Che Guevara)
Ve o meşhur hikaye başlar , Bay Devrim'in hikayesi...
Peki ya o penaltı gol olmasaydı ?
4 Mart 2010 Perşembe
Futbol Asla Sadece Futbol Değildir - 1 (Fabrizio Miccoli)
Aynı zamanda Juventus hisselerinin de büyük çoğunluğunu elinde bulunduran Fiat'ın sahibi Agnelli ailesi, giderleri kısmak için 30,000 fabrika çalışanını işten çıkartmıştı.
Juventus maçına ekstra motivasyonla çıkacaklarını belirten Miccoli, ANSA'ya yaptığı açıklamalarda, "Sezon başından beri her maça kazanmak için çıktık ama bu sefer daha farklı. Fabrika işçileri bizden, Juventus'u onlar için yenmemizi istediler. Bu bizi daha da hırslandırdı. Biz de halkın içindeyiz. O fabrikadan hayatlarını kazanan, ailelerini geçindiren insanlar da bizim dostumuz. Juventus karşısında onlar için galip geleceğiz" dedi.
Fabrika işçileri için sahaya çıkan Palermo ve Miccoli Juventus'u 0-2 yendi.Takımın ilk golünüde Miccoli attı.
Helalin var Miccoli ne atmışsın öyle
2 Mart 2010 Salı
Gökhan Keskin'den Güzel Bir Anı...
- Sergen’i çok seviyorsunuz anladığım kadarıyla...
- Çünkü özü sözü birdir. Ağzından çıkan neyse onu yapar. Beşiktaş’a ilk geldiğinde benim yanıma verdiler. Daha 17 yaşındaydı. “Al bu çocuğa göz kulak ol, at yarışı oynuyormuş” dediler. Aradan iki hafta geçti. Bir baktım, ben, Metin ve Sergen beraber at yarışı kuponu yapıyoruz!
Gökhan Keskin...
Para Durumu 2010
2. Barcelona (365.9)
3. Manchester United (327)
4. Bayern München (289.5)
5. Arsenal (263.0)
6. Chelsea (242.3)
7. Liverpool (217.0)
8. Juventus (203.2)
9. Inter (196.5)
10. Milan (196.5)
11. Hamburg (146.7)
12. Roma (146.4)
13. Lyon (139.6)
14. Marseille (133.2)
15. Tottenham (132.7)
16. Schalke 04 (124.5)
17. Werder Bremen (114.7)
18. Borussia Dortmund (103.5)
19. Manchester City (102.2)
20. Newcastle (101.0).
28 Şubat 2010 Pazar
1 Mart Nba Mac Programı
Charlotte Bobcats- Dallas Mavericks:Son günler güzel form tutan Dallas Mavericks, Nba’in kısmen gücsüz ekiplerinden Bobcatsı rahat gececektir.
Cleveland Cavaliers-New york Knicks:Robinson’u satan Knicksi Zor günler bekliyor.Lebronlu Cleveland NewYorku Yenecektir.Yüksek skorlu bir mac bekliyorum.
Philadelphia 76’s –Orlando Magic : Güzel bir Mac bizi bekliyor.İgy-Howard,İve-Williams cekişmesi ile Carterin müthiş oyunu birleşince Bol skorlu bu macı kacırmayın derim.Ancak orlando galibiyete daha yakın.
Chicago Bulls – Atlanta Hawks: İki takımında öne cıkan yıldızları var ve bu yıldızlar skoru belirleyecektir.Az skorlu bir mac bekliyorm.
Houston Rockets-Toronto Raptors: 1 Mart Gecesinin en Cekişmeli maclarından biri Bargniani Ve Hido Skorer bir oyun cıkaracaktır.Zayıf Savunması ile Rockets,Toronto karsısında Bir adım geriye düşüyor.Bol skorlu bir Raptors Galibiyeti izleyebilirz.
Phoenix Suns-Denver Nuggets:Bir Phoenix Taraftarı olarak bu macı Phoenixin kazanmasını istiyorum.Ancak bu o kadar kolay olmayacaktır.Dengede bir mac olacaktır.Oyuna agırlıgını koyan macı kazanacaktır.Phoenixin zayıf savunması güclü hucum hattıyla Ts : 200 barajını gececeklerdir.
27 Şubat 2010 Cumartesi
İnsan Üstü
Bu gece oynanan Barcelona - Malaga maçında , Malaga, Barcelona kalesine sadece 1 kere gelip golü yapmıştı ama 1-1'den 2 dakika sonra Xavi dünyanın en iyi orta sahası olduğunu kanıtladı.(Messi'yi orta saha oyuncusu saymıyorum ama.)İbrahimovic'in de golünü yedi hakemler.
Liderliği koklayan Madris ise beklemeye devam etsin.
Hani defansın ecdadına küfür etsen daha iyi .Nedir yani bu , oturup hesaplıyor musun be adam ?
26 Şubat 2010 Cuma
Forbes "En Zengin 100 Türk"ü Açıkladı
Forbes'ın açıkladığı listede 3 milyar dolarlık servetiyle Hüsnü Özyeğin birinciliğini korurken,Mehmet Emin Karamehmet 2,9 milyar dolarlık servetiyle 2,Şarık Tara 2.6 milyar dolarlık servetiyle 3. sırada yer aldı.
Türkiye'nin en zengin 25 ailesinin hemem hemen hepsi servetini bu sene 2 kat artırırken,toplam serveti 1 milyar doları geçen 17 aile var listede.Sabancı ailesi 10 milyar dolarlık servetiyle Türkiye'nin en zengin ailesi oldu.Listede ilk 20 şöyle sıralandı.
01 Hüsnü Özyeğin - Fiba Holding 3.000,00
02 Mehmet Emin Karamehmet - Çukurova Holding 2.900,00
03 Şarık Tara - Enka İnşaat 2.600,00
04 Ferit Şahenk - Doğuş Holding 2.100,00
05 Murat Ülker - Yıldız Holding 2.100,00
06 Ali Ağaoğlu - Ağaoğlu İnşaat 2.000,00
07 Erman Ilıcak - Rönesans İnşaat 2.000,00
08 Filiz Şahenk - Doğuş Holding 2.000,00
09 Semahat Arsel - Koç Holding 1.700,00
10 Rahmi Koç - Koç Holding 1.600,00
11 Ahmet Nazif Zorlu - Zorlu Holding 1.500,00
12 Kamil Yazıcı - Yazıcı Holding 1.400,00
13 Suna Kıraç - Koç Holding 1.400,00
14 Bülent Eczacıbaşı - Eczacıbaşı Holding 1.300,00
15 Mehmet Rüştü Başaran - Habaş 1.300,00
16 Tuncay Özilhan - Anadolu Endüstri Holding 1.300,00
17 Faruk Eczacıbaşı - Eczacıbaşı Holding 1.200,00
18 Sinan Tara - Enka İnşaat 1.200,00
19 Ahsen Özokur - Yıldız Holding 1.100,00
20 Murat Vargı - MV Holding 1.100,00
Listenin hepsini http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=955950&title=forbes-en-zengin-100-turk-listesini-acikladi&haberSayfa=1 adresinde bulabilirsiniz.
ÜLKE PUANI NASIL HESAPLANIR?
ÜLKE PUANI NASIL HESAPLANIR?
Bir ülkeyi temsil eden tüm takımların o sezonki Avrupa kupalarında kazandıkları puanlar toplamı, takım sayısına bölünür. Puanlama 2 puanlık sisteme göre yapılır. Galibiyete 2, beraberliğe 1 puan verilir. Şampiyonlar Ligi'ne özel olarak gruplara kalan veya doğrudan katılanlar 3 bonus puan, gruplardan çıkan ile çeyrek final, yarı final ve finalistler 1 bonus puan kazanır. Devler Ligi ve UEFA Avrupa Ligi ön elemelerinde ise galibiyete 1, beraberliğe 0.5 puan verilir. Üst üste 5 sezonda alınan puanlar katsayıyı belirler ve bir sonraki sezon her ülkenin kaç takımla Avrupa kupalarında mücadele edeceği belirlenir.
25 Şubat 2010 Perşembe
ALDIRMA CİMBOM ALDIRMA...
Maçın başlama anından itibaren aynı duyguyu hissediyorsunuz zaten. Hiç riske girmiyor Galatasaray. Arada çaktırmadan çaktırmadan gol arama denemeleri. İki gündür demeç veren İspanyol gazeteciler ve hatta Atletico başkanı Cerezo bile, “Keita” diyor başka bir şey demiyor. Topu ayağına aldığı her an korku yaşatıyor rakibe Afrikalı.
18. dakikada Uğur sağdan ortalıyor. Elano kendini ileri atıyor kafayı vurmak için. Ama kafasının ucuyla dokunabiliyor. Topu kaleye yönlendirmesi mümkün değil. Top genelde Atletico’nun ayağında ama o kadar. Galatasaray orta sahası ve savunması zararsız nokatalara yöneltiyor İspanyollar’ı. Bir-iki kez Agüero kişisel çabasıyla zorluyor. Neill bir kez onu auta çıkarıyor. Bir diğerinde Avustralyalı’nın beli kırılıyor ama savunma daha fazlasına izin vermiyor.
35’te Keita sağdan dehşet yeteneğiyle iniyor. Orta demesek pas desek daha doğru olacak bir dokunuş. Arda golü atmaya doğru geliyor ama istikbal göklerdedir. 40’ta Maradona’nın damadı Agüero, Servet’in hamlesiyle sedyelik oluyor. Sakatlıklardan mustarip Galatasaray’ın seyircisi, tekmenin sahibini alkışlıyor.
49’da Galatasaray savunması ilk kez açık veriyor. Simao’nun pasında Reyes bir anda kendisini Leo Franco ile baş başa buluyor. Ama Arjantinli kaleci, Reyes’in ayaklarına yatıyor ve topu alıyor. 52’de Reyes kaçıyor. Yine bomboş. Vuruşu üst direği dövüyor. Tempoyu arttıran Atletico 63’te solda Simao ile pozisyonu buluyor. Portekizli’nin plasesi köşeyi buluyor: 0-1.
66’da Arda soldan ortalıyor. Keita uzak direkte vuruyor kafayı: 1-1. Hayat artık Nonda’da değil Keita’da. 79’da Caner solda pres yaptı. Perea, topu kaptırınca elini de kullandı. Caner’in şutu dışarı çıktı. Penaltı itirazları da güme gitti. Aynı Caner, bu sinirle 2 dakikada 2 sarı kart görüp takımı 10 kişi bıraktı. 90’da Forlan’ın vuruşu buna cezayı kesti: 1-2.
Galatasaray için acı bir son oldu. Belki 10 kişi kalmasalar en azından uzatmaya götürebilirlerdi. Öyle ya da böyle hakem kararları da tartışılacak. Ama iş işten geçti. Ne kadar tartışsanız bir anlamı yok.
Müzik Enstrumanları Serisi:Piccolo
Pikolo flüt, büyük flütün hemen hemen yarısı kadar uzunluktadır. Büyük flütteki kuyruk bölümü pikolo flütte yoktur. Bu nedenle de büyük flütün en kalın sesleri olan Do ve Do diyez sesleri küçük flütte bulunmaz. Bunun dışında ses genişliği, mekanizması ve çalınış yöntemi büyük flütle aynıdır. Tek farkı yazılan notaları bir oktav inceden çalar. En ince sesleri çok parlak ve rahatsız edicidir. Bu sesler orkestranın bütün olarak çaldığı gür kısımlarda kullanılır. En kalın seslerinin tınısı ise soluk ve zatıf olduğundan, ancak özel bir tını istenildiği takdirde kullanılır ve orkestrasyon buna göre sağlanır.
Flütün çalabileceği her türlü pasajı rahatlıkla çalar. Orkestrada ayrı bir pikolo flüt çalıcısı bulunmaz, çalınış tekniği aynı olduğu için ikinci ya da üçüncü flüt partisini çalan kişi pikolo partisini de gerekli yerlerde çalabilir. Orkestrada genellikle orta ses bölgesinden yararlanılır. Çoğunlukla da normal flütün en ince oktavındaki sesleri unison olarak katlar. (Büyük flüt ve pikolo flütün unison çalabilmesi için, pikolo flütün partisi bir oktav aşağıdan yazılır.) Zaman zaman, tahta nefesli çalgılardan herhangi birinde bulunan bir ezgiyi, oktav veya bazen iki oktav inceden çalarak kendine özgü parlak sesleri ile orkestra tınısını zenginleştirir. Tutti içinde ise, en üstte duyulan yırtıcı sesleri ile orkestranın doruk noktasını oluşturur, bu durumlarde genellikle birinci kemanlarla unison olarak ya da onları bir oktav inceden katlayarak çalar.
JoKe
UEFA AVRUPA LİGİ KUPONUMUZ
561 kodlu ANDERLECHT - A. BILBAO maçi iki takim için de zor geçecek, alt seçimi ilk tercih olmali. Tahmin alt (1.60)
564 kodlu PSV EINDHOVEN - HAMBURG maçında kontrollü bir oyun olur. Alt ya da ev sahibi galibiyeti tercih edilir. Tahmin alt (1.50) veya 1 (2.10)
565 kodlu ROMA - PANATHINAIKOS maçında ev sahibi galibiyeti sağlam duruyor. Tahmin 1 (1.25)
568 kodlu FENERBAHCE - LILLE maçında normal şartlarda temsilcimiz kazanir. Ancak Fenerbahçe`nin futbolu güven vermiyor. Toplam 2-3 gol bahsine yönelmekte fayda var.
Tahmin 2-3 gol (1.75)
Toplam oran : En düşük => 18.37 En yüksek => 32.92
24 Şubat 2010 Çarşamba
YILMAZ ÖZDİL ABİMİZE TEŞEKKÜRLER
Hiddink geldi.
Yazılıyor, çiziliyor.
Habire, yıllar önce Fenerbahçe’ye gelmesinden dem vuruluyor.
Halbuki, onunla yollarımızın kesiştiği bir yer daha var.
***
8 sene önce...
Kore’deyim.
Dünya Kupası’nda.
***
Geziyoruz Seul sokaklarında... ‘Türk’ olduğumuzu öğrenen, önümüzde eğiliyor. Abartmıyorum... Yemek yiyoruz, para almak istemiyorlar. Kafeye oturuyoruz, ısmarlamak istiyorlar. İnanılmaz bir sevgi çemberi... Çünkü, 50 sene önceki savaşı ve bizim onların özgürlüğü için verdiğimiz şehitleri, gazileri hiç unutmamışlar. Türk bayrağından tişörtler yapmışlar, bizim maçlarımıza gelip, “Törkiy, Törkiy” diye bağırıyorlar.
***
‘Vefa’ ne demekmiş, ‘şehit, gazi’ ne demekmiş, bir kez daha öğrendim Kore’de...
***
Brezilya ile oynuyoruz, 87’nci dakikada penaltı yiyoruz ve 2-1 yeniliyoruz. Hakem, Güney Koreli... Bizim Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy çıkıyor, “Koreli hakem bizi sırtımızdan bıçakladı, biz Kore’de bin şehit verdik, bir tek Koreli 70 milyon Türk’ü öldürdü” diyor! Kore gazetelerinde manşet oluyor bu laflar... 50 senedir Kore’de hüküm süren ‘Türk sevgisi’ aniden antipatiye dönüşüyor. Spor’la siyaset’in birbirine karıştırılması büyük tepki görüyor.
***
Yetkili makamda oturan kişilerin ‘ağzından çıkan lafların’ ne kadar önemli olduğunu, bir kez daha öğrendim Kore’de...
***
Kosta Rika maçı... Gol atıyoruz. Tribünlerimiz yıkılıyor adeta... Sarılıyoruz, seviniyoruz, gırtlağımız patlarcasına bağırıyoruz. Hemen arkamızda Kosta Rika taraftarları var. 10 kişilik küçük bir grup... Bakıyorum, onlar da alkışlıyor. Ellerini uzatıp, tokalaşıyorlar bizimle, tebrik ediyorlar. 25 dakika sonra, bu sefer gol yiyoruz, 1-1... Haliyle, Kosta Rika grubu ayağa fırlıyor, sevinç çığlıkları atıyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Dayak yiyorlar! Evet, 25 dakika önce bizi tebrik eden insanlara saldırıyor bizim tribün, ‘şerefsizler, susun ulan’ filan diye... Bir Kosta Rikalı’nın tişörtü yırtılıyor, insancıklar mecburen kaçıyor, giriş kapısının oraya sığınıp, maçın sonuna kadar ayakta beklemek zorunda kalıyorlar.
***
‘Fair play’ ne demekmiş, ‘holigan’ ne demekmiş, bir kez daha öğrendim Kore’de...
***
Kore uzak, uçakla 10 saat... 10 saat uçtuk, maça 2 gün var, 2 gün bekledik, stada girdik, maç başladı, yanımda oturan gazeteci maçın ortasında tuvalete gitti... Şak! Gol oldu iyi mi... Adam bu maçı seyretmek için uçakla 10 saat yol geldi, 2 gün bekledi, golü göremedi! Tek tek isim vermeyeyim... Çalıştığı gazeteden harcırah almak için taaa Kore’ye kadar gelip, stada gelmeyen ‘ünlü’ spor yazarlarımız vardı. Hatta, bir tanesini canlı yayına çıkarmak istediler, statta olmadığı ortaya çıktı, çalıştığı televizyonun sahibi bizzat telefon açıp suratına küfür etti!
***
‘Sahtekar gazeteci’ ne demekmiş, bir kez daha şahit oldum, bir kez daha öğrendim Kore’de...
***
Dolaşıyorum Seul sokaklarında... Bir gökdelen, belki 100 metre, boydan boya Hiddink’in fotoğrafıyla kaplanmış... Gazetelerde, Hiddink manşet... Dergilerde, Hiddink kapak... Açıyorum televizyonu, Hiddink anlatılıyor. Hiddink oyuncağı yapmışlar, bebelerin elinde... Otomobillere Hiddink çıkarması yapıştırılmış... Hiddink tişörtleri giyiyorlar. Hiddink maskesi yapmışlar, takıp geziyorlar. Genç kızlar yanaklarına Hiddink yazmış... Soruyorum Koreliler’e, kendisini sevdirmek için hiç öyle yalakalık filan yapmamış aslında Hiddink... Korece öğrenmemiş... Kore milli marşını ezberleme şovlarına filan kalkışmamış... Peki ne yapmış? İşini yapmış... Sadece işini... O nedenle, adeta tapıyorlardı Hiddink’e... Kore’ye tarihinin en büyük futbol başarısını getirdi, Dünya Kupası’nda yarı final oynattı, 4’üncü yaptı... Güney Kore ‘vatandaşı’ ilan edildi. Dünya Kupası için yapılan Gwangju Stadı’nın adını değiştirdiler, Guus Hiddink Stadı yaptılar. Kore Havayolları’yla ömür boyu bedava uçma imtiyazı verdiler. Heykelini diktiler. Hollanda’daki müzesine turlar düzenlediler.
***
Bir millet, o millete başarı getiren milli takım teknik direktörüne ‘nasıl saygı duyar’ bir kez daha öğrendim Kore’de.
Ve, Şenol Güneş...
Hiddink’in 4’üncülük kazanarak ‘ilah’ haline getirildiği Dünya Kupası’nda, Türk futbol tarihinin en büyük başarısını kazandı, şampiyon Brezilya’ya ecel teri döktürdü, yarı final oynattı, Dünya Kupası 3’üncüsü oldu. Duymadığı hakaret kalmadı... Sanki zırt pırt alıyormuşuz gibi, Dünya Kupası’nı alamadığı için ‘başarısız’ ilan eden gerizekalı bile oldu... ‘Dünya basını’ Şenol Güneş’i yere göğe sığdıramazken, derhal Türk milli takımından kovulması gerektiğini yazan ‘yerel kazmalar’ oldu. Ahlaksızlık sınırları aşıldı. Kore’ye gelip maça gelmediği halde (ki, o sırada nerede olduğunu bildiğim için yazıyorum) televizyondan bile seyretmediği halde, ona buna sorarak bilgi alan, sonra da oturup, yanlış taktikle oynattığını iddia edenler oldu.
***
Bir milletin basını, ‘nasıl bu kadar vicdansız, vefasız olabilir’ bir kez daha öğrendim Kore’de.
***
Özetle...
3’üncü olanı beğenmedik.
4’üncü olanı aldık.
***
Hiddink geldi.
İyi ki geldi.
Bunları yazma fırsatımız oldu.
NOT : YILMAZ ÖZDİL'İN BU YAZISINI OKUDUĞUMDA ÇOK ETKİLENDİM BUNU KENDİ BLOGUMUZDA PAYLAŞMAK İSTEDİM. BİZİM İÇİN BİR ONURDUR. TEŞEKKÜRLER YILMAZ ABİ...
Zampara Hiddink Milli Takımda

Milli takımımızın uzun süre boş kalan teknik direktörlük koltuğuna Hollandalı teknik adam Guus Hiddink getirildi.
Açıkcası milli takımın başına Türk teknik adam getirilmesi bence daha uygundu.Çünkü biz futbolu çok üst seviyede olmayan son dakikalarda hızını alıp maçı kazanan bir milli takımız ve bu milli takımın maç öncesinde,devre arasında hatta son dakikalarda takımı hareketlendirebilecek bir teknik adama ihtiyacı vardı.
Ama bir Türk teknik adam getirilmeyecekse Guus Hiddink doğru tercih.Çünkü Hiddink sadece kendi ülkesinin milli takımıyla değil farklı milli takımlarlada başarıyı yakalamış bir teknik adam.
-1998 FIFA Dünya Kupası’nda ülkesi Hollanda ile yarı final sevinci yaşadı ancak; Almanya’ya kaybetti.
-2002 FIFA Dünya Kupası’ndaGüney Kore’yi yarı finale taşıdı.
-32 yıl aradan sonra Avustralya’yı Dünya Kupası finallerine taşıdı.
-2008 Avrupa Şampiyonası’nda Rusya’yı tarihinde ilk kez yarı finale ulaştırdı.
Aslında biz Hiddink’e o kadar da yabancı değiliz.Hiddink daha önce yarım sezon Fenerbahçe’yi çalıştırmıştı.Fenerbahçe’de diğer takımlarda yakaldığı başarıyı yakalamamıştı hatta Aydınspor’dan 6-1 lik ağır bir yenilgi almıştı.
Yarım sezon Türkiye’de kalmasına rağmen “Zampara Hiddink” diye gazetelerin magazin sayfalarına haber olmuştu.O zamanların ünlü dansözü Yağmur’la yakalanan Hiddink’in Türkiye’de ki macerası pek uzun sürmedi.
Umarım Hiddink milli takımdan ayrılırken “Zampara Hiddink Gitti” başlıkları yerine bizi amaçlarımıza ulaştırmış bir teknik adama yakışan başlıklar atarak uğurlarız.
23 Şubat 2010 Salı
Resimdeki gözyaşları !!!

Bir futbolcu ağlıyor..Bir gol kralı ağlıyor..Bir yıldız kayıyor.Peki kim bunun sorumlusu taraftarmı ? Futbolcumu ? Antrenölermi ? yada yönetim mi? Bu sorular kişiden kişiye farklılık gösterir ama bir gercek var ki grafik düz bir cizgi halinde aşağıya kayıyor.
Fenerbahçe kötümü oynuyor ? Hiç sanmıyorum ama gol nerde ? yok pozisyon var gol yok o zaman bir golcü eksik demektir.Guiza kötü futbolcu değil ama bu baskıları kaldıramaması ve özgüven kaybı yüzünden gol sorunu yasıyor yinede bircok macta gol attı 2 sezonda resmi maclarda 30 golu var istatistik iyi fakat kacan pozisyonlar takımın kaybetmesine yol acıyor.
Bursaspor macında semih-guiza değişikliği tamamen taraftar isteğine bağlı olarak yapıldı hani nerde teknik direktörün iradesi nerde takti bilgisi ? Madem taraftara uyacaksın bırak taraftar yönetsin takımı istifanı ver cek git uzaklara...






















