28 Şubat 2010 Pazar

1 Mart Nba Mac Programı


Charlotte Bobcats- Dallas Mavericks:Son günler güzel form tutan Dallas Mavericks, Nba’in kısmen gücsüz ekiplerinden Bobcatsı rahat gececektir.

Cleveland Cavaliers-New york Knicks:Robinson’u satan Knicksi Zor günler bekliyor.Lebronlu Cleveland NewYorku Yenecektir.Yüksek skorlu bir mac bekliyorum.

Philadelphia 76’s –Orlando Magic : Güzel bir Mac bizi bekliyor.İgy-Howard,İve-Williams cekişmesi ile Carterin müthiş oyunu birleşince Bol skorlu bu macı kacırmayın derim.Ancak orlando galibiyete daha yakın.

Chicago Bulls – Atlanta Hawks: İki takımında öne cıkan yıldızları var ve bu yıldızlar skoru belirleyecektir.Az skorlu bir mac bekliyorm.

Houston Rockets-Toronto Raptors: 1 Mart Gecesinin en Cekişmeli maclarından biri Bargniani Ve Hido Skorer bir oyun cıkaracaktır.Zayıf Savunması ile Rockets,Toronto karsısında Bir adım geriye düşüyor.Bol skorlu bir Raptors Galibiyeti izleyebilirz.

Phoenix Suns-Denver Nuggets:Bir Phoenix Taraftarı olarak bu macı Phoenixin kazanmasını istiyorum.Ancak bu o kadar kolay olmayacaktır.Dengede bir mac olacaktır.Oyuna agırlıgını koyan macı kazanacaktır.Phoenixin zayıf savunması güclü hucum hattıyla Ts : 200 barajını gececeklerdir.

27 Şubat 2010 Cumartesi

İnsan Üstü

Geçen seneki Hiddink'in Chelsea'siyle yaptığı savunma ve Barcelona'yı durdurma çabaları bu sene her takıma sıçramış , ne varki futbolun adeleti her zaman galip geliyor.

Bu gece oynanan Barcelona - Malaga maçında , Malaga, Barcelona kalesine sadece 1 kere gelip golü yapmıştı ama 1-1'den 2 dakika sonra Xavi dünyanın en iyi orta sahası olduğunu kanıtladı.(Messi'yi orta saha oyuncusu saymıyorum ama.)İbrahimovic'in de golünü yedi hakemler.

Liderliği koklayan Madris ise beklemeye devam etsin.

Hani defansın ecdadına küfür etsen daha iyi .Nedir yani bu , oturup hesaplıyor musun be adam ?







26 Şubat 2010 Cuma

Forbes "En Zengin 100 Türk"ü Açıkladı



Forbes'ın açıkladığı listede 3 milyar dolarlık servetiyle Hüsnü Özyeğin birinciliğini korurken,Mehmet Emin Karamehmet 2,9 milyar dolarlık servetiyle 2,Şarık Tara 2.6 milyar dolarlık servetiyle 3. sırada yer aldı.

Türkiye'nin en zengin 25 ailesinin hemem hemen hepsi servetini bu sene 2 kat artırırken,toplam serveti 1 milyar doları geçen 17 aile var listede.Sabancı ailesi 10 milyar dolarlık servetiyle Türkiye'nin en zengin ailesi oldu.Listede ilk 20 şöyle sıralandı.

01 Hüsnü Özyeğin - Fiba Holding 3.000,00
02 Mehmet Emin Karamehmet - Çukurova Holding 2.900,00
03 Şarık Tara - Enka İnşaat 2.600,00
04 Ferit Şahenk - Doğuş Holding 2.100,00
05 Murat Ülker - Yıldız Holding 2.100,00
06 Ali Ağaoğlu - Ağaoğlu İnşaat 2.000,00
07 Erman Ilıcak - Rönesans İnşaat 2.000,00
08 Filiz Şahenk - Doğuş Holding 2.000,00
09 Semahat Arsel - Koç Holding 1.700,00
10 Rahmi Koç - Koç Holding 1.600,00
11 Ahmet Nazif Zorlu - Zorlu Holding 1.500,00
12 Kamil Yazıcı - Yazıcı Holding 1.400,00
13 Suna Kıraç - Koç Holding 1.400,00
14 Bülent Eczacıbaşı - Eczacıbaşı Holding 1.300,00
15 Mehmet Rüştü Başaran - Habaş 1.300,00
16 Tuncay Özilhan - Anadolu Endüstri Holding 1.300,00
17 Faruk Eczacıbaşı - Eczacıbaşı Holding 1.200,00
18 Sinan Tara - Enka İnşaat 1.200,00
19 Ahsen Özokur - Yıldız Holding 1.100,00
20 Murat Vargı - MV Holding 1.100,00

Listenin hepsini http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=955950&title=forbes-en-zengin-100-turk-listesini-acikladi&haberSayfa=1 adresinde bulabilirsiniz.

ÜLKE PUANI NASIL HESAPLANIR?

Hep merak ettiğim bir konuyu sizler için araştırdım.

ÜLKE PUANI NASIL HESAPLANIR?

Bir ülkeyi temsil eden tüm takımların o sezonki Avrupa kupalarında kazandıkları puanlar toplamı, takım sayısına bölünür. Puanlama 2 puanlık sisteme göre yapılır. Galibiyete 2, beraberliğe 1 puan verilir. Şampiyonlar Ligi'ne özel olarak gruplara kalan veya doğrudan katılanlar 3 bonus puan, gruplardan çıkan ile çeyrek final, yarı final ve finalistler 1 bonus puan kazanır. Devler Ligi ve UEFA Avrupa Ligi ön elemelerinde ise galibiyete 1, beraberliğe 0.5 puan verilir. Üst üste 5 sezonda alınan puanlar katsayıyı belirler ve bir sonraki sezon her ülkenin kaç takımla Avrupa kupalarında mücadele edeceği belirlenir.

25 Şubat 2010 Perşembe

ALDIRMA CİMBOM ALDIRMA...

Galatasaray’a tur için gol yememek yetiyor. Santrforsuzluğun bu kadar işe yarayacağını Rijkaard düşünmemişti herhalde. Madrid’de ister istemez yapılan iyi savunma değerli bir beraberlik getirmişti. Şimdi de aynısından bir performans ve 0-0 bile yeterli olacak.

Maçın başlama anından itibaren aynı duyguyu hissediyorsunuz zaten. Hiç riske girmiyor Galatasaray. Arada çaktırmadan çaktırmadan gol arama denemeleri. İki gündür demeç veren İspanyol gazeteciler ve hatta Atletico başkanı Cerezo bile, “Keita” diyor başka bir şey demiyor. Topu ayağına aldığı her an korku yaşatıyor rakibe Afrikalı.

18. dakikada Uğur sağdan ortalıyor. Elano kendini ileri atıyor kafayı vurmak için. Ama kafasının ucuyla dokunabiliyor. Topu kaleye yönlendirmesi mümkün değil. Top genelde Atletico’nun ayağında ama o kadar. Galatasaray orta sahası ve savunması zararsız nokatalara yöneltiyor İspanyollar’ı. Bir-iki kez Agüero kişisel çabasıyla zorluyor. Neill bir kez onu auta çıkarıyor. Bir diğerinde Avustralyalı’nın beli kırılıyor ama savunma daha fazlasına izin vermiyor.

35’te Keita sağdan dehşet yeteneğiyle iniyor. Orta demesek pas desek daha doğru olacak bir dokunuş. Arda golü atmaya doğru geliyor ama istikbal göklerdedir. 40’ta Maradona’nın damadı Agüero, Servet’in hamlesiyle sedyelik oluyor. Sakatlıklardan mustarip Galatasaray’ın seyircisi, tekmenin sahibini alkışlıyor.

49’da Galatasaray savunması ilk kez açık veriyor. Simao’nun pasında Reyes bir anda kendisini Leo Franco ile baş başa buluyor. Ama Arjantinli kaleci, Reyes’in ayaklarına yatıyor ve topu alıyor. 52’de Reyes kaçıyor. Yine bomboş. Vuruşu üst direği dövüyor. Tempoyu arttıran Atletico 63’te solda Simao ile pozisyonu buluyor. Portekizli’nin plasesi köşeyi buluyor: 0-1.

66’da Arda soldan ortalıyor. Keita uzak direkte vuruyor kafayı: 1-1. Hayat artık Nonda’da değil Keita’da. 79’da Caner solda pres yaptı. Perea, topu kaptırınca elini de kullandı. Caner’in şutu dışarı çıktı. Penaltı itirazları da güme gitti. Aynı Caner, bu sinirle 2 dakikada 2 sarı kart görüp takımı 10 kişi bıraktı. 90’da Forlan’ın vuruşu buna cezayı kesti: 1-2.

Galatasaray için acı bir son oldu. Belki 10 kişi kalmasalar en azından uzatmaya götürebilirlerdi. Öyle ya da böyle hakem kararları da tartışılacak. Ama iş işten geçti. Ne kadar tartışsanız bir anlamı yok.

Müzik Enstrumanları Serisi:Piccolo


Pikolo flüt, büyük flütün hemen hemen yarısı kadar uzunluktadır. Büyük flütteki kuyruk bölümü pikolo flütte yoktur. Bu nedenle de büyük flütün en kalın sesleri olan Do ve Do diyez sesleri küçük flütte bulunmaz. Bunun dışında ses genişliği, mekanizması ve çalınış yöntemi büyük flütle aynıdır. Tek farkı yazılan notaları bir oktav inceden çalar. En ince sesleri çok parlak ve rahatsız edicidir. Bu sesler orkestranın bütün olarak çaldığı gür kısımlarda kullanılır. En kalın seslerinin tınısı ise soluk ve zatıf olduğundan, ancak özel bir tını istenildiği takdirde kullanılır ve orkestrasyon buna göre sağlanır.

Flütün çalabileceği her türlü pasajı rahatlıkla çalar. Orkestrada ayrı bir pikolo flüt çalıcısı bulunmaz, çalınış tekniği aynı olduğu için ikinci ya da üçüncü flüt partisini çalan kişi pikolo partisini de gerekli yerlerde çalabilir. Orkestrada genellikle orta ses bölgesinden yararlanılır. Çoğunlukla da normal flütün en ince oktavındaki sesleri unison olarak katlar. (Büyük flüt ve pikolo flütün unison çalabilmesi için, pikolo flütün partisi bir oktav aşağıdan yazılır.) Zaman zaman, tahta nefesli çalgılardan herhangi birinde bulunan bir ezgiyi, oktav veya bazen iki oktav inceden çalarak kendine özgü parlak sesleri ile orkestra tınısını zenginleştirir. Tutti içinde ise, en üstte duyulan yırtıcı sesleri ile orkestranın doruk noktasını oluşturur, bu durumlarde genellikle birinci kemanlarla unison olarak ya da onları bir oktav inceden katlayarak çalar.


JoKe

UEFA AVRUPA LİGİ KUPONUMUZ

562 kodlu GALATASARAY - ATL. MADRID maçında temsilcimiz ilk maçta avantajli skor aldi. Buna rağmen rövanş da kolay geçmeyecek. Toplam 2-3 gol seçeneği tercih edilmeli. Tahmin 2-3 gol (1.75)

561 kodlu ANDERLECHT - A. BILBAO maçi iki takim için de zor geçecek, alt seçimi ilk tercih olmali. Tahmin alt (1.60)

564 kodlu PSV EINDHOVEN - HAMBURG maçında kontrollü bir oyun olur. Alt ya da ev sahibi galibiyeti tercih edilir. Tahmin alt (1.50) veya 1 (2.10)

565 kodlu ROMA - PANATHINAIKOS maçında ev sahibi galibiyeti sağlam duruyor. Tahmin 1 (1.25)

568 kodlu FENERBAHCE - LILLE maçında normal şartlarda temsilcimiz kazanir. Ancak Fenerbahçe`nin futbolu güven vermiyor. Toplam 2-3 gol bahsine yönelmekte fayda var.
Tahmin 2-3 gol (1.75)

Toplam oran : En düşük => 18.37 En yüksek => 32.92

24 Şubat 2010 Çarşamba

YILMAZ ÖZDİL ABİMİZE TEŞEKKÜRLER

Hiddink iyi ki geldi...
Hiddink geldi.
Yazılıyor, çiziliyor.
Habire, yıllar önce Fenerbahçe’ye gelmesinden dem vuruluyor.
Halbuki, onunla yollarımızın kesiştiği bir yer daha var.

***

8 sene önce...
Kore’deyim.
Dünya Kupası’nda.

***

Geziyoruz Seul sokaklarında... ‘Türk’ olduğumuzu öğrenen, önümüzde eğiliyor. Abartmıyorum... Yemek yiyoruz, para almak istemiyorlar. Kafeye oturuyoruz, ısmarlamak istiyorlar. İnanılmaz bir sevgi çemberi... Çünkü, 50 sene önceki savaşı ve bizim onların özgürlüğü için verdiğimiz şehitleri, gazileri hiç unutmamışlar. Türk bayrağından tişörtler yapmışlar, bizim maçlarımıza gelip, “Törkiy, Törkiy” diye bağırıyorlar.

***

‘Vefa’ ne demekmiş, ‘şehit, gazi’ ne demekmiş, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Brezilya ile oynuyoruz, 87’nci dakikada penaltı yiyoruz ve 2-1 yeniliyoruz. Hakem, Güney Koreli... Bizim Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy çıkıyor, “Koreli hakem bizi sırtımızdan bıçakladı, biz Kore’de bin şehit verdik, bir tek Koreli 70 milyon Türk’ü öldürdü” diyor! Kore gazetelerinde manşet oluyor bu laflar... 50 senedir Kore’de hüküm süren ‘Türk sevgisi’ aniden antipatiye dönüşüyor. Spor’la siyaset’in birbirine karıştırılması büyük tepki görüyor.

***

Yetkili makamda oturan kişilerin ‘ağzından çıkan lafların’ ne kadar önemli olduğunu, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Kosta Rika maçı... Gol atıyoruz. Tribünlerimiz yıkılıyor adeta... Sarılıyoruz, seviniyoruz, gırtlağımız patlarcasına bağırıyoruz. Hemen arkamızda Kosta Rika taraftarları var. 10 kişilik küçük bir grup... Bakıyorum, onlar da alkışlıyor. Ellerini uzatıp, tokalaşıyorlar bizimle, tebrik ediyorlar. 25 dakika sonra, bu sefer gol yiyoruz, 1-1... Haliyle, Kosta Rika grubu ayağa fırlıyor, sevinç çığlıkları atıyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Dayak yiyorlar! Evet, 25 dakika önce bizi tebrik eden insanlara saldırıyor bizim tribün, ‘şerefsizler, susun ulan’ filan diye... Bir Kosta Rikalı’nın tişörtü yırtılıyor, insancıklar mecburen kaçıyor, giriş kapısının oraya sığınıp, maçın sonuna kadar ayakta beklemek zorunda kalıyorlar.

***

‘Fair play’ ne demekmiş, ‘holigan’ ne demekmiş, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Kore uzak, uçakla 10 saat... 10 saat uçtuk, maça 2 gün var, 2 gün bekledik, stada girdik, maç başladı, yanımda oturan gazeteci maçın ortasında tuvalete gitti... Şak! Gol oldu iyi mi... Adam bu maçı seyretmek için uçakla 10 saat yol geldi, 2 gün bekledi, golü göremedi! Tek tek isim vermeyeyim... Çalıştığı gazeteden harcırah almak için taaa Kore’ye kadar gelip, stada gelmeyen ‘ünlü’ spor yazarlarımız vardı. Hatta, bir tanesini canlı yayına çıkarmak istediler, statta olmadığı ortaya çıktı, çalıştığı televizyonun sahibi bizzat telefon açıp suratına küfür etti!

***

‘Sahtekar gazeteci’ ne demekmiş, bir kez daha şahit oldum, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Dolaşıyorum Seul sokaklarında... Bir gökdelen, belki 100 metre, boydan boya Hiddink’in fotoğrafıyla kaplanmış... Gazetelerde, Hiddink manşet... Dergilerde, Hiddink kapak... Açıyorum televizyonu, Hiddink anlatılıyor. Hiddink oyuncağı yapmışlar, bebelerin elinde... Otomobillere Hiddink çıkarması yapıştırılmış... Hiddink tişörtleri giyiyorlar. Hiddink maskesi yapmışlar, takıp geziyorlar. Genç kızlar yanaklarına Hiddink yazmış... Soruyorum Koreliler’e, kendisini sevdirmek için hiç öyle yalakalık filan yapmamış aslında Hiddink... Korece öğrenmemiş... Kore milli marşını ezberleme şovlarına filan kalkışmamış... Peki ne yapmış? İşini yapmış... Sadece işini... O nedenle, adeta tapıyorlardı Hiddink’e... Kore’ye tarihinin en büyük futbol başarısını getirdi, Dünya Kupası’nda yarı final oynattı, 4’üncü yaptı... Güney Kore ‘vatandaşı’ ilan edildi. Dünya Kupası için yapılan Gwangju Stadı’nın adını değiştirdiler, Guus Hiddink Stadı yaptılar. Kore Havayolları’yla ömür boyu bedava uçma imtiyazı verdiler. Heykelini diktiler. Hollanda’daki müzesine turlar düzenlediler.

***

Bir millet, o millete başarı getiren milli takım teknik direktörüne ‘nasıl saygı duyar’ bir kez daha öğrendim Kore’de.

Ve, Şenol Güneş...
Hiddink’in 4’üncülük kazanarak ‘ilah’ haline getirildiği Dünya Kupası’nda, Türk futbol tarihinin en büyük başarısını kazandı, şampiyon Brezilya’ya ecel teri döktürdü, yarı final oynattı, Dünya Kupası 3’üncüsü oldu. Duymadığı hakaret kalmadı... Sanki zırt pırt alıyormuşuz gibi, Dünya Kupası’nı alamadığı için ‘başarısız’ ilan eden gerizekalı bile oldu... ‘Dünya basını’ Şenol Güneş’i yere göğe sığdıramazken, derhal Türk milli takımından kovulması gerektiğini yazan ‘yerel kazmalar’ oldu. Ahlaksızlık sınırları aşıldı. Kore’ye gelip maça gelmediği halde (ki, o sırada nerede olduğunu bildiğim için yazıyorum) televizyondan bile seyretmediği halde, ona buna sorarak bilgi alan, sonra da oturup, yanlış taktikle oynattığını iddia edenler oldu.

***

Bir milletin basını, ‘nasıl bu kadar vicdansız, vefasız olabilir’ bir kez daha öğrendim Kore’de.

***

Özetle...
3’üncü olanı beğenmedik.
4’üncü olanı aldık.

***

Hiddink geldi.
İyi ki geldi.
Bunları yazma fırsatımız oldu.

NOT : YILMAZ ÖZDİL'İN BU YAZISINI OKUDUĞUMDA ÇOK ETKİLENDİM BUNU KENDİ BLOGUMUZDA PAYLAŞMAK İSTEDİM. BİZİM İÇİN BİR ONURDUR. TEŞEKKÜRLER YILMAZ ABİ...

Zampara Hiddink Milli Takımda



Milli takımımızın uzun süre boş kalan teknik direktörlük koltuğuna Hollandalı teknik adam Guus Hiddink getirildi.

Açıkcası milli takımın başına Türk teknik adam getirilmesi bence daha uygundu.Çünkü biz futbolu çok üst seviyede olmayan son dakikalarda hızını alıp maçı kazanan bir milli takımız ve bu milli takımın maç öncesinde,devre arasında hatta son dakikalarda takımı hareketlendirebilecek bir teknik adama ihtiyacı vardı.

Ama bir Türk teknik adam getirilmeyecekse Guus Hiddink doğru tercih.Çünkü Hiddink sadece kendi ülkesinin milli takımıyla değil farklı milli takımlarlada başarıyı yakalamış bir teknik adam.

-1998 FIFA Dünya Kupası’nda ülkesi Hollanda ile yarı final sevinci yaşadı ancak; Almanya’ya kaybetti.
-2002 FIFA Dünya Kupası’ndaGüney Kore’yi yarı finale taşıdı.
-32 yıl aradan sonra Avustralya’yı Dünya Kupası finallerine taşıdı.
-2008 Avrupa Şampiyonası’nda Rusya’yı tarihinde ilk kez yarı finale ulaştırdı.



Aslında biz Hiddink’e o kadar da yabancı değiliz.Hiddink daha önce yarım sezon Fenerbahçe’yi çalıştırmıştı.Fenerbahçe’de diğer takımlarda yakaldığı başarıyı yakalamamıştı hatta Aydınspor’dan 6-1 lik ağır bir yenilgi almıştı.

Yarım sezon Türkiye’de kalmasına rağmen “Zampara Hiddink” diye gazetelerin magazin sayfalarına haber olmuştu.O zamanların ünlü dansözü Yağmur’la yakalanan Hiddink’in Türkiye’de ki macerası pek uzun sürmedi.

Umarım Hiddink milli takımdan ayrılırken “Zampara Hiddink Gitti” başlıkları yerine bizi amaçlarımıza ulaştırmış bir teknik adama yakışan başlıklar atarak uğurlarız.

23 Şubat 2010 Salı

Resimdeki gözyaşları !!!




Bir futbolcu ağlıyor..Bir gol kralı ağlıyor..Bir yıldız kayıyor.Peki kim bunun sorumlusu taraftarmı ? Futbolcumu ? Antrenölermi ? yada yönetim mi? Bu sorular kişiden kişiye farklılık gösterir ama bir gercek var ki grafik düz bir cizgi halinde aşağıya kayıyor.

Fenerbahçe kötümü oynuyor ? Hiç sanmıyorum ama gol nerde ? yok pozisyon var gol yok o zaman bir golcü eksik demektir.Guiza kötü futbolcu değil ama bu baskıları kaldıramaması ve özgüven kaybı yüzünden gol sorunu yasıyor yinede bircok macta gol attı 2 sezonda resmi maclarda 30 golu var istatistik iyi fakat kacan pozisyonlar takımın kaybetmesine yol acıyor.

Bursaspor macında semih-guiza değişikliği tamamen taraftar isteğine bağlı olarak yapıldı hani nerde teknik direktörün iradesi nerde takti bilgisi ? Madem taraftara uyacaksın bırak taraftar yönetsin takımı istifanı ver cek git uzaklara...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kral Çıplak



Bu adam gol kralıydı ülkemize geldiğinde ne oldu , nasıl olduysa oldu ve bu hallere düştü.Son olarak Bursaspor maçında bütün stad tarafından yuhalandı yerine giren Semih mi ? O da pek bi işe yaramadı açıkçası.

Ama sorun orda değil sorun işlerin nasıl buraya geldiğidir ? Güiza yuhalanınca veya ağlayınca maçın daha iyi hale gelip gelmediğidir ? O kadar yetenekli adamın bu ülkede nasıl özgüvensiz , korkak heriflere dönüştüğüdür.Çok anlıyoruz değil mi ?

Ne Del Bosqueler , Aragonesler harcadık biz !

Bir de herşeyi geçtim şu adamın göz yaşına yazık.

21 Şubat 2010 Pazar

Nba Takas Raporu



Gecenin en aktif takımı Doğu Konferansı'ndan New York Knicks oldu. Temmuz ayında başlayacak transfer dönemi için bütçesini mümkün olduğunca boşaltmak isteyen Knicks, yaptığı takasların ardından yaklaşık 32 milyon dolarlık bir transfer bütçesine sahip oldu.

NBA'de takasın son gününde yapılan tüm transferler
New York: Tracy McGrady (HOU), Sergio Rodriguez (SAC)
Sacramento: Carl Landry, Joey Dorsey (HOU), Larry Hughes (NYK)
Houston: Kevin Martin, Hilton Armstrong (SAC), Jordan Hill, Jared Jeffries (NYK)

Boston: Nate Robinson, Marcus Landry (NYK)
New York: Eddie House, J.R. Giddens, Bill Walker (BOS)

Charlotte: Tyrus Thomas (CHI)
Chicago: Ronald Murray, Acie Law (CHA)

Milwaukee: John Salmons (CHI)
Chicago: Hakim Warrick, Joe Alexander (MIL)

Sacramento: Dominic McGuire (WAS)
Washington: 2010 ikinci tur Draft hakkı (SAC)

Charlotte: Theo Ratliff (SAS)
San Antonio: 2016 Draft hakkı (CHA)

Utah: Gelecekteki birinci tur draft hakkı (MEM)
Memphis: Ronnie Brewer (UTA)

Milwaukee: Primoz Brezec, Royal Ivey, 2010 ikinci tur draft hakkı (PHI)
Philadelphia: Francisco Elson, Jodie Meeks (MIL)

Cleveland: Antawn Jamison (WAS), Sebastian Telfair (LAC)
Washington: Zydrunas Ilgauskas, Emir Preldzic, 2010 birinci tur draft hakkı (CLE), Al Thornton (LAC)
LA Clippers: Drew Gooden (WAS)

New York: Brian Cardinal (MIN)
Minnesota: Darko Milicic (NYK)

Portland: Marcus Camby (LAC)
LA Clippers: Travis Outlaw, Steve Blake (POR)

Washington: Josh Howard, James Singleton, Quinton Ross, Drew Gooden (DAL)
Dallas: Caron Butler, Brendan Haywood, DeShawn Stevenson (WAS)

Yaz Sezonunu Heyecanla Bekliyoruz.Cok büyük Takaslar Olacaktır.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Avantaj Kuralı


Trabzon-İBB maçını izledikten sonra gözüme iyice çarptı bu durum.Özellikle Türk futbolunda hakemlerin oyundan bıktırdığı bi durum.


Avantaj kuralı hakkında pek bilgisi yok galiba bizim hakemlerimizin , maç içinde Yunus Yıldırım sayısız defa pozisyonu kesti , oyunu soğuttu , maçın içine etti en kaba tabiriyle.

Öyle ki bi pozisyonda Colman düşürülmüş , sağ kanatta Alanzinho topla almış başını gidiyordu belki çok önemli bir gol pozisyonu doğacaktı ama kurallara sıkı sıkıya bağlı hakemimiz düdüğünü çalmasaydı !

Hani o kadar para kazanıyorlar , paraya kıyıp evlerinde İngiltere ligini izleseler de o hakemlerin  yardımcıyla nasıl anlaştığını ve avantaj kuralını nasıl işlettiklerini görseler.

Bir de ev sahibi takımın taraftarı tarafından baskı altına alınma var o konuyu hiç açmıyorum.

Türkiye’de hakem olmak da ayrı bir soru işaretedir doğrusu.

Siste dolasan kör kuş TRANCE

Trance


Şuan mesela bir Trance parçası dinliyorum gözlerim dolacak gibi oluyor.
Kız arkadaşımın yanında bu müziği asla açamıyorum çünkü açtığım anda dünya ile ilişkim kesiliyor,açtığım zamanlar 1,2 parça ile kısıtlamaya çalışıyorum. Ailemi ziyarete gittiğim zaman odada bu müziği dinlerken seslenmeleri asla duyamam. Ciddi anlamda başıma birşey gelmiş yada ruhsal olarak moralim bozuksa bu müziğin ağır ve duygulu parçalarını dinlerken mahvoluyorum. Keyfim yerindeyken yine bu türü dinlerken hayata bağlanıyorum güzel bir ruhla vs vs ...Bazen keyfim yerindeyken keyfimi bozacak etkilerini bile gösteriyor ağır türleri...

Trance; 1990lu yılların başlarında Avrupa’da gelecek vaad eden bir müzik türü olarak çıktı. Günümüzde de bu özelliğini devam ettiren, ümit verici mizik türlerinden biridir. Trance Müziği çok geniş bir kapsama sahiptir; dinlendiği ve etkilediği alan düşünülürse, sınırlanın çok ötesine geçmiştir. Günümüzdeki popüler gruplar, sanatçılar, müziğin içinde bulunan kişiler arasındaki ortak görüş trance soundunun tüm albümlerin içine dahil edilmesinin çok doğru olduğudur.Trance başlangıçta ticari olmayan bir müzik türüyken; daha sonraları, her geçen gün daha fazla kişiye ulaşmaya başlayarak popüler bir müzik türü haline gelmiştir. Artık, MTV ve Viva gibi popüler müzik çalan kanallarda ve basında çokça yer almaktadır.

Trance müziği; yetenekli Trance müziği Djleri, prodüktörleri ve büyük yapım şirketleri sayesinde popüler olmaya başlamıştır.Bu popülerlik sayesinde Pop ve Rock müziği yıldızları; Trance müziğinin bestecileri ve prodüktörleri ile iş birliği yapmaya başlamışlar ve bu soundu albümlerine katmaya başlamışlardır. Bu duruma en iyi örnek Madonna’nın “olgunlaşma çağından” olan albüm“Ray of Light 1998” dir. Bu albümün nerdeyse yarısında yüksek bir kaliteye sahip semi-trance soundunu hissedebilirsiniz.

Özellikleri

Belki de dans müziğinin en belirsiz tarzına sahip olan trance, melodik olarak tanımlansa bile sahip olduğu özgün müzik tarzıyla kısmen house müziğinden türemiş diyebiliriz. Trance müziği için belirli kalıplar çizilmemiştir, bu tarzın şarkıları rengarenk ritim niteliklerine sahiptir. Bu tanımladığımızı aslında bir başlangıç noktası olarak kabul ederek bir trance albümünü; içinde bulunan bas çizgisinin varlığı ile davul ve bateri desenleri taşıyan, çoğu zamanda içinde trampet vuruşları ile önemli anları vurgulayan, çok nicelikli işitsel öğelerle müziğin dokusunu en iyi şekilde oluşturan ritim güzelliğine . sahip bir tarz olarak kabul edebiliriz. Buna rağmen, tüm trance müziği için aynı şeyi söyliyemeyiz. Tümü bu profilin içine sığmaz, çünkü şarkıların sınıflandırılmaları daha çok çalan kişinin çıkardığı sound ile ilgilidir. Trance türünü/ tarzını en iyi şekilde açıklamak istersek; dans müziği içindeki ayrı noktaları birleştiren, ya çok enerjik ya da chill out olan diyebiliriz.

Trance müziği genelde major ve minor akortlarının oluşturduğu “epik”soundunda olup, bu açıdan klasik müzik aletleri ile çıkan soundlara benzerlik göstermektedir. Çoğu Trance soundu 4/4 vuruşlu tempoda olup; canlandırıcı özelliğe sahiptir; hızlanarak canlandırarak ve çoğu zamanda enerjik bir sentez oluşturarak, vuruşlarla yükselerek ve genelde yavaş yavaş . gelen uzun solo bölümleri ilebir gerilim yaratır ve dans pisti içinde bir beklenti yaratır.

Vuruşsuz bas çizgileri ile genelde major ve minor akordlarını kullanarak, trance müziği genel epik formu ile ticari trance formu ve yan tarzları olan, Euro (Epic) Trance, Goa (Psychedelic, Psy) trance, Hard Trance, and Progressive Trance olarak vardır.

Bloklar İnşa etmek


House ve Techno’u “güç sağlama” ya da Trance’in “yakıtı” olarak değerlendirirsek, trance’i en iyi şekilde anlatmaya çalışmış oluruz. Evet, bazı yönlerden Trance, House ve Techno’dan türeyen bir türdür.Ama bu türemeyi sadece uygun güç sağlanması olarak nitelendirmeliyiz. Daha da önemlisi Trance’in ana çıkış noktası Batı ve Antik Batı kültürünün dinsel ve tinsel köklerinden türemiş olmasıdır. Aslında şaşıtıcıdır ki, bizi çevreleyen dünyada Trance Müziği uzun yıllardır varolmuştur. Daha da açmak gerekirse bir müzik prodüktörünün başlangıç noktası aşağıda yazılı olan her maddenin oluşturduğu en basit Trance albümünde mevcuttur(solid, house-powered beat and energetic, techno-powered progressive sound).

İnişler ve çıkışlar
16. ve 32. notaların kısa örnekleri
İlahiler
Yüksek major ve minör akortları

Bu saydıklarımız trance için en gerekli olan öğelerdir. Hepsi o kadar önemlidir ki albümdeki soundu tamamen değiştirebilirler. Herhangi birinin eklenmesi ile soundu Trance’a çevirebilir.

Tarihçe ve Gelişim


Tartışmaya açık olarak diyebilirizki, Trance Müziğinde dini kökleri olan ruhsal ögelerden oluşan Şamanizim ve Budizm izlerini görmek mümkün. Bu önemli bilgiyi göz önünde bulundurarak; Trance’ın yaşının yüzyıllar öncesine dayandığını tahmin edebiliriz. Günümüzdeki Trance soundu 1990lı yılların ilk başlarında Almanya’da doğmuş olsa da ‘Trance Markasına’öncülük eden Dragon Fly gibi soundlar 1990lı yılların sonunda ortaya çıkmıştır. Bu sound özelliğine sahip Goa Trance ve Psy-Trance tartışılır bir şekilde daha da eskidir. Hindistan ve İsrail’de Clublara gidenler tarafından ortaya çıkan ilk Trance Albümleri ise kendilerinin oluşturduğu yeni bir stil ve dans pistleri için yeni bir sound olmuştur. Yine tartışmaya açık olarak; Techno, Trance’ın ve House’un birleşimi, ilk zamanlar için tempolu ve ritmik özelliklerinden oluşan ama bunun yanında da daha yüksek soundlu melodileri ile popüler house stilinden esinlenmiş bir şekilde clublarda çalınmıştır.

Lakin, Trance’ın melodileri Avrupa/ Club House kültüründen farklılıklar göstermektedir. İkisi de duygulu- heyecanlı ve canlandırıcı özelliklere sahip olsa bile, House müziğinin yaptığı gibi ‘çevreyi zıplatma’ özelliğine sahip değildir.Bu Erken-Trance olarak nitelendirdiğimiz Trance’ın ilk zamanları yukarıda da açıkladığımız gibi ‘İlahi Müzik’ özelliklere sahip olduğu söylenebilir ve türüne özgü olarak şarkının çözülme bölümleriile melodiye bir kaç saniye odaklanmadan önce yenilenen yoğun sound ile tempoyu getirir. Böylelikle Trance Müziği Avrupa’da popüler olmaya ve çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladı . ki, kaçınılmaz bir şekilde Trance Stili gelişmeye ve her geçen gün daha fazla Dj ortak bir şekilde Trance Müziğini kullanarak daha büyük bir kesime hitap etmeye başlayarak, daha ticari bir müzik türü olmaya başladı. Gelenksel Trance Stilinden çıkmış artık daha fazla türevleri olan bir müzik türüne dönüşmüştür.

1990’lı yılların ortalarına doğru trance Müziği artık ticari olarak bakıldığında da dans müziğinin vazgeçilmez türlerinden biri olmuştu. Artık gayet popüler olan daha keskin hatları ile House’un yerine uygun bir şekilde doldurmaya başlamış, davul-bass kombinesinden daha sakinleştirici ve dinlendirici olmuş ve Techno ya kıyasla daha ulaşılabilir biz müzik türü olmuştur. Günümüze kadar, Trance Progressive House ile eşanlamlı iki kelime gibi kabül görmüş, aslında aynı müzik içinde sınıflandırılmışlardır.

‘Progressive’ ticari başlığı ile Brian Transeau (BT), Paul Van Dyk, Ferry Corsten (Art of Trance/ Trance’in Sanatı) gibi sanatçılar ,ve Underworld; ilk prodüktörler ve remix ile uğraşan sanatçılar epik duyguları ve duygusallık içeren bir stili öne çıkarmışlardır. Bu arada Paul Oakenfold, Sasha, ve John Digweed gibi djler de daha önceden kaydedilmiş olan mixlerin satışlarları ile, bu soundu dinletmeye başlamışladır.

1990’lı yılların sonlarına doğru Trance muazzam bir şekilde ticari bir müzik türü olarak devam etmiş; çok fazla sayıda çeşitli türlere de ayrılmaya başlamıştır. Belki bir sonuç olarak, benzer şeylerde Djlerde de olmuştur. Örnek olarak , Sasha ve Digweed; Progressive Sound’u ön cephelere beraber taşıyan bu ikili, yükselen ‘Deep Trance/ Derin Trance’ stilini daha yükselen ‘karanlık mix’ yapmak yerine, bu sound ile ilgili herşeyi 2000 yılında bırakmışlardır.

1996 yılında ‘yeni Trance olgusu’ İngiltere’nin kalbinden . gelerek İngiliz Clublarında ve daha sonra da ‘Clubberların Adası’ olarak bilinen Ibıza’da yeni ufuklara bir ‘fenomen’ olarak devam eder. Epik kurulumlu albümler, muazzam bir çözülme gösteren ve canlandırıcı etki ile, en son noktaya ulaşan ATB ve Delirium Soundları...Robert Miles, Sash ve BT gibi çok tanınan prodüktörlerle beraber; bu soundlar müzikde yeni bir enerji ve heyecan arayan dinleyicilerin kalbini kazanmıştır.

Dünyanın her yerinde ağır adımlarla ilerleyen Trance Müziğinin etkisini incelemek çok ilginçtir.İsrailliler ve İsveçliler yeni soundlar üretmeye devam ederken Amerika ve Doğu Avrupa marketlerinde Trance Soundundan; çılgın Avrupa marketinde absorbe olmuştur. Bu arada İngiltere ve Canada; Hard Trance sınırlarını zorlayarak, . Hard House gibi bir anda ortaya çıkan yeni tarzlar oluştururlar, bu ortaya çıkan Trance ve House müziğinin bir birleşmidir. Tarz içinde gösterdiği çeşitlilik insanı gayet tatmin ederek, kaçınılmaz bir şekilde kendi başarısının kurbanı olmuştur. Trance yapımı Djler mesela Paul Van Dyk; halen aynı tarzı icra eden bi Trance Dji olsada, . eskiye göre kıyaslandığında, türü oluşturup daha sonra bir kağıt parçası gibi bir kenara atmışlardır. Fakat bunun yanında, 1990lı yılların ortalarındaki ‘Gerçek Trance’ hayranları, tarzı tekrar eski yerine getirmek için çabalayıp, sonunda hakkettiği yere getirirler.: Akıldaki müzik olmak , kalabalık için değil ...

Ticari Trance Müziğinin bulunduğu rota ‘dans’ olarak geri dönmek veya Progressive veya ‘epik dans’ müziği olmuştur artık. Hangi rotayı takip ederse etsin, Trance; dans müziğinde bir Rönesans Dönemi olarak hatırlanacaktır. Şu anda da hala geçerliliği olan Trance Müziği, içinde geniş bir yelpaze şeklinde bulundurduğu tarzlar ile genişlemeye devam ederek en parlak Djleri bünyesinde barındırmaktadır.

Euro Trance

Tam ortada Trance’ın merkezinde bulunan Euro Trance, Trance’in en doğal formunda, anlaşılması en kolay türüdür. Euro Trance genelde, hep canlandırıcı özelliği, çoğunlukla 140-145 Bpm de olan ve içindeki büyük ayrımlı Bass özelliği ile, genelde epey ağır ve bir bayan vokalli sounda sahip olan bir türdür. İçinde büyük ayrımlar/ kıvrımlar/ inişler göstererek; Trance Müziğinin bu stili vokalleri ile birlikte ‘Ticari Trance’ türünü oluşturuyor diyebiliriz. Bu tarz Trance; ‘İyi hisset’-"feel good" kategorisine girer ve başlangıç noktası bu görüşdür. Keskin çizgileri ile Euro Trance, bazı şartlarda Hard Trance olarak da adlandırılabilir.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/genel-kultur/244682-trance-muzik-nedir.html#post1835791

Goa Trance

Goa Trance; elektronik müziğin bir formu olup, Hindistan’ın bir bölgesi olan Goa’da ortaya çıkmıştır. Müzik; popüleritesini kökleri Goa bölgesindeki, 1960lı yılların sonları, 1970li yılların başındaki ‘hippi mecca’dan alır. Buna rağmen günümzdeki Goa Trance stili o zamanlardaki gibi aynı şekilde varolmamaktadır. 1970li ve 1980li yıllardaki turist akımından sonra, bir grup merkez olarak Goa’da kalmış, müzikdeki gelişmelere ve müziğin yanında diğer aktivitelerle; yoga, eğlenceler eşliğinde uyuşturucu kullanımı ve çeşitli ‘New Age’ akımlarına konsantre olmuşlardır. Techno stiline giriş ve Goa Tekniği ile Goa Trance stiline dönüşmüş ve ilk öncüleri ile ‘Goa Gill’ ve ‘Mark Allen’ olmuştur. Bir çok ‘partiler’ (alemlere benzeyen) ile Goa döndürülerek tamamen bu tarz müziğin içine girerek diğer ülkelerde de bu ‘alemlerde’, festival ve partilerde de çoğu zaman çalınan, Trance’ın diğer stilleri ve Techno ile birleşme sağlamıştır.

Goa, esasen ‘Dance-Trance’ müziği olarak (oluşum yıllarında Trance Dance olarak işaret ediliyordu) enerjik temposu ile, genelde hep 4/4 ve 16.dan 32. notaya gider. Türüne özgü bu sayı ile parçanın ikinci yarısında çok daha enerjik bir yapı kurulur ve sonra oldukça incelerek/ azalarak sona hızlı bir şekilde varır. Genelde 8-12 dk. arasında sürer, diğer Trance türlerine göre farkedebilinen, daha güçlü bass çizgilerine sahiptir ve canlı soundları içinde bastırma özelliği vardır.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/showthread.php?p=1835791

Goa Trance partilerinin farkedebilinen, ayırd edici bazı özellikleri vardır: “flouro (ışınır/floresan özelliği), kullanımı kıyafetlerde ve dekorasyonda görülebilir. Bu görüntüler genellikle Hinduluk ve diğer dini (özellikle doğu)ayinlerde rastlanan, mantarlar (ve diğer uyuşturucunun gösterdiği görüntüler) şamanizm ve teknolojik şeyler ile ilişkili olmuştur. Goa Trance’ın İsrail’de önemli bir sayıda takipçisi vardır. Bunun sebebide ‘eğlence kabilinden’, bu bölgeye gelen askerlerdir. Şimdi Goa Trance’ın . büyük bölümü İsrail’de prodükte edilmektedir. Ama bu prodüksiyon ve tüketim demin de söylediğimiz sebep yüzünden aslında global bir fenomendir.

Goa Trance etkilenmiş olarak 1990’lı yılların 2.yarısında sonra Psychedelic Trance’ a dönüşmüştür. Trance’ın diğer türlerine nazaran iki türde genellikle ticari olmayan ve pek de bilinmeyen türler olarak kalmışlardır. Goa Soundu genellikle clublarda ve Ibiza gibi eğlence yerlerinde, partilerde ve festivallerde rastlanan bir türdür. Çok kısa bir dönem için 1990lı yılların ortalarında, Paul Oakenfold da içinde bulunduğu bazı Djlerin desteği sayesinde, anlamlı bir ticari başarı kazanmıştır. ‘Adı duyulmamış sanatçı’ muhtemel Goa Trance yıldızı olmaya en yaklaşmış kişidir.

Psychedelic Trance


Psychedelic Trance (genellikle Psy Trance isimiyle hatırlanan), Trance müziğinin bir başka türüdür ve 1990lı yılların sonuna doğru geliştirilmiştir. Trance müziğinin diğer türlerindne olan house ve technoya nazaran daha hızlı bir tempoya sahiptir; dakikada 125-150 Bpm. Bu türün çok güçlü bir bass soundu vardır ve devamlılığı olan bu temposu ile diğer bir çok ritme göre farklılıklar gösterir. Trance’in bu türü, İngiletere’de çok popülerdi. Ama doğru söylemek gerekirse global bir fenomendir; ve çok ilginçtir ki bir çok Amerikalı ve israilli sanatçı tarafından da temsil edilmektedir.

2002 yılında bir çok japon sanatçı, ingiliz djlerden etkilenerek bu türü kullanmaya başlamışlardır. Dünyanın her yerinde bulunan clublarda ve dans pistlerinde minimalist trance, progressive trance, ambient trance ve goa trance ile beraber psychedelic trance da çalınmaktadır. Goa ve Psychedelic trance müziğinin karışımı bir çok trance dinleyicisi tarafından çok popüler bir müzik türü olmuştur. Psychedelic trance yapan bazı popüler sanatçılar arasında Astral Projection, Space, Tribe, Infected Mushroom, Atmos, Total Eclipse, Cosmusis ve Simon Postford’u sayabiliriz. Psychedelic trance genelde açık hava festivallerinde çalınan bir türdür. Bu festivallere giden kişilerin "büyük bölümü", tartışmasız, Magic Mushroom (Sihirli Mantarlar) ve LSD kullanırlar. Festivaller genellikle min. 24 saat süren etkinliklerdir.

Ambient Trance


Progressive trance’in öncüsü olarak çıkan . Ambient trance, trance türleri arasında; hayalci, hipnotize edici, kültürlü diyebileceğimiz bir stili vardır. Genellikle Alman yapımı olup atmosferik/ havadar mekanlarda epik melodik dizisi halinde ve bazende senfonik düzenlemelere sahip bir türdür. Ticari olduğu düşüncesine kapılınmamalıdır, Ambient Trancedaki ortak görüşe göre ünlü sanatçıları olarak ATB veya Darude’i sayabiliriz.

Zaman zaman erken acid hareketinden bazı ögeler ödünç alarak; örnek olarak “rezzy 303 leads” ve minimal perkisyonu, kendine Goa Trance’in tinsel ögelerini ilk marka olduktan sonra içine alan Ambient Trance, genelde unutulmuş ama etkiliyici stili ve eğlendirici tarzı ile müzikte hep varolmuştur.

Bazen “old school trance’ı” olarak da adlandırılmıştır. Bunun da sebebi şimdi popüler olan daha sert tarzlara göre daha geride kalmış olmasıdır.
Ambient Trance, dans müziği tarihçesinde içinde spesifik ögeler olan bir tarz olarak varolmuştur. Güncel club yönlü sesler ile, ambient albümleri; Orb ve diğer ilk dans öncüleri tarafından mix yapılan, bir çok prodüktörler ve Almanya ile İngilteredeki Djler sayesinde dikkat çekmeye başlamışlardır.

1990ın ilk yıllarında Alman müzik adamı Harold Bluchel (Aka Cosmic Baby) klasik piyano ve sintizayzır melodileri ile deneme yaparak techno ritimlerine kontrast oluşturmuştur; ve 1993 yılında, günümüzdeki en popüler trance şarkılarından olan “Cafe Del Mar” (pseudonym energy 52) ortaya çıkmıştır. Ve bu şarkı hala . günümüzde mixlenmektedir.

Şimdi veya daha sonrası içinde Trance’ın belkide en verimli figürü olarak söyliyebileceğimiz isim Oliver Lieb dir. Sayabileceğimiz diğer isimler ise; Paragliders, The Ambosh, Spice Lab ve LSG dir.

Lieb, 90lı yıllarda her trance prodüksiyonunu remixlemiş ve bugün bile çalışmalarına devam etmektedir. Albümleri çoğu tarzı kapsar; tribal etnik fusiondan tutun spacey trance’a den techno’a kadar.
Lieb, Paul Van Dyk gibi kişiler trance müziğinin tanrısı sayılan kişiler olarak düşünülmektedir. Böyle düşünülmesini sağlayan çok fazla sebep vardır; neden çünkü bu kişiler sayesinde, tarz hala çok güçlü ve önemli olarak dünya dans kültürü içinde varolmaktadır.

Bütün tarzlar gibi, Ambient Trance da 90lı yılların ortalarında değişimler göstermeye başlamıştır. Artık daha sert ve daha progressive bir sounda sahip olmuştur. Ama bunun yanında bir çok prodüktör hala aynı şekilde “intelligent trance” ile aynı çizgide devam etmektedirler. Bunların arasında Humate, Salt Tank, Lieb ve Paul Van Dyk sayılabilecek isimlerdir.

Bir çok . dans müzik hayranı; Trance’ın ilk ve 90lı yılların ortalarına kadar olan dönemdeki en güzel ve en esaslı albümleri “good old days”/ “ eski iyi günler” hala günümzde hatırlanmaktadır.

Progressive Trance

Trance’in bu tarzı “euro trance’dan” daha derin bir niteliğe sahiptir. Daha derin bir eğilimi olup ama daha az bir ticari anlayışa sahiptir. Genellikle 130-140Bpm den daha yavaştır ve içinde çok çeşitli soundları barındırır. Bir çok progressive renk ile breakbeat ve tribal techno soundunu kullanır. Progressive müzikdeki bu ayrım Euro trancedakinden çok daha incelikli olup hiç bir zaman “uplifting” olmamıştır.

Progressive müzik daha ince bir yapı ve düşüşler ile dj tarafından tüm gece icra edilir ama bunun yanında Euro müzik ise kendi düzeninde inşa edilmiştir. Son zamanlarda bir çok progressive tarz örneği albüm daha derin tribal soundlara ve “break”lere sahiptir. Bu daha çok “progressive house”olarak adlandırılır.

Hard Trance

Geleneksel Trance soundu içinde, başlığından da anlaşılacağı gibi, . Acid ve Techno’a göre daha sert ögelere sahip bir türdür.

Tempo genelde 145-155 arasında yükselen davul vuruşları ve bass ile clubbing dinliyicisine odaklanır.

19 Şubat 2010 Cuma

20-21 Şubat İddaa

 Cumartesi Kuponu

158 MAINZ - BOCHUM - 1 (1.85)

240 PORSTMOUTH - STOKE CITY - ALT (1.45)

147 EVERTON - MANCHESTER UNI. - 2-3 GOL (1.70)

163 WEST HAM - HULL - 2-3 GOL (1.70)

TOPLAM ORAN : 15.50


Kış Dönemi Takasları; T-Mac NY'de


Kış dönemi takasları ;

New York: Tracy McGrady (HOU), Sergio Rodriguez (SAC)
Sacramento: Carl Landry, Joey Dorsey (HOU), Larry Hughes (NYK)
Houston: Kevin Martin, Hilton Armstrong (SAC), Jordan Hill, Jared Jeffries (NYK)

Boston: Nate Robinson, Marcus Landry (NYK)
New York: Eddie House, J.R. Giddens, Bill Walker (BOS)

Charlotte: Tyrus Thomas (CHI)
Chicago: Ronald Murray, Acie Law (CHA)

Milwaukee: John Salmons (CHI)
Chicago: Hakim Warrick, Joe Alexander (MIL)

Sacramento: Dominic McGuire (WAS)
Washington: 2010 2'inci Tur Draft Hakkı (SAC)

18 Şubat 2010 Perşembe

Kısık Ateşte 15 Dakika



Bir Türk filminin senaryosunun bu kadar etkileyici oldugunu gormek şahsen beni cok mutlu etti.Bir restaurantta gecen film herkesin aynı anda yasadığı 15 dakikayı konu ediniyor.

Türk filminin standatlarının doruk noktasında olan bu film zengin kadrosuylada izleyicileri kendine çekiyor.Yönetmen Neco Çelik Türk filmlerine bakış acımı bu filmde tersine cevirdi ve artık yeşilçamın etkisinden kurtulduğumuzu ve yeni bir akım getirdiğimizi gösterdi.

Yaşanan aynı anlar farklı açılardan ne kadar değişiklik gösterebiliyor bu filmde bu duyguyu tadacaksınız ve hafızanızdan silinmeyecek.Oyuncular(Haluk Bilginer,Metin Akpınar,Ata Demirer Vs...)kariyerlerinin en iyi oyunculuklarından birini bu filmde sergilemişler özellikle Haluk Bilginer ve Ata Demirer filme ayrı bir tat katmış.

V for Vendetta'dan sonra en çok etkilendigim filmlerden biri izlenmesi gerektigini düşünüyorum ve unutmayın ki '' Herkesin hayatında bir 15 dakika vardır ''...

2 Song Arasındaki 7 Fark





Trabzonspor'un Kamerunlu defans oyuncusu Rigobert Song bir reklam filmi için saçlarını boyattı.
Pek hoş olmamış sanki...

17 Şubat 2010 Çarşamba

AVRUPA LİGİ'Nİ SİZİN İÇİN DEĞERLENDİRDİK

582 kodlu AJAX - JUVENTUS maçında fazla gol olmaz, alt seçimi tercih edilmeli. Tahmin alt (1.55)

584 kodlu LILLE - FENERBAHCE maçında Fransız ekibi favori. Ancak Daum`un ilk yarida kontrollü bir oyun çıkarmasını bekliyorum. Ilk yari beraberlik ilk tercih olmali. Tahmin İY 0 (1.95)

583 kodlu CLUB BRUGGE - VALENCIA maçında ev sahibi kaybetmez tercih edilmeli. Tahmin 1 0 ÇİFTE ŞANS (1.73)

585 kodlu RUBIN KAZAN - HAPOEL TEL AVIV maçında ev sahibi favori, ayrica yüksek oraniyla ev sahibi handikap +1 seçeneği de işaretlenebilir. Tahmin 1 (1.30) veya handikaplı 1 (2.15)

586 kodlu STANDARD LIEGE - SALZBURG maçı sürpriz arayanlar için ideal bir maç olur. Grupları firesiz bitiren Avusturya ekibi bu deplasmanda kazanabilir. 2 denenmeli. Tahmin 2 (3.00)

587 TWENTE - WERDER BREMEN maçında kontrollü bir maç olucaktır alt seçimi tercih edilmeli. Tahmin alt (1.70)

585 kodlu VILLARREAL - WOLFSBURG maçında 3 gol olmaz. Alt tercih edilmeli. Tahmin alt (1.70)

586 kodlu ATL. MADRID - GALATASARAY maçında kuşkusuz ev sahibi favori ancak temsilcimiz Avrupa maçlarında ne yapacağı belli olmuyor. Toplam 2-3 gol tercih edilmeli. Tahmin 2-3 gol (1.75)

587 kodlu A. BILBAO - ANDERLECHT maçında Ispanyol ekibi favori ancak üst seçimine yönelmek daha mantikli bir tercih olacaktir. Tahmin üst (1.75)

588 kodlu Danimarka`da lig tatilde bu nedenle FC KOPENHAG sadece MARSILYA maçına hazirlandi. Ev sahibi rakibine mağlup olmayacaktir. Tahmin 10 çifte şans (1.55)

589 kodlu FULHAM - SHAKHTAR DONETSK maçında Ingiliz ekibi kaybetmez. Alt secimi de alternatif olur. tahmin 10 çifte şans (1.28) veya alt (1.55)

560 kodlu HAMBURG - PSV EINDHOVEN maçında alt seçeneği ya da toplam 2-3 tercih edilir. Tahmin alt (1.65) veya 2-3 gol (1.70)

561 kodlu HERTHA BERLIN - BENFICA maçında Portekiz ekibi mutlak favori. Tahmin 2 (1.80)

562 kodlu LIVERPOOL - UNIREA Avrupa Ligi maçında ev sahibi handikapli +1 galibiyeti tercih edilir. Tahmin handikaplı 1 (1.55)

563 kodlu PANATHINAIKOS - ROMA Avrupa Lig maçında ilk yari beraberlik seçimi tercih edilir. Tahmin İY 0 (1.80)

İŞTR FARKIMIZ !! BÜTÜN AVRUPA LİGİ MAÇLARINI DEĞERLENDİRDİK. ARALARINDAN SEÇİCEĞİNİZ MAÇLARLA UMARIZ KAZANIRSINIZ. ŞANS SİZİNLE OLSUN...

Bir Zamanlar...



David Beckham (1993)



John Terry (1998)



Steven Gerrard (1999)

Göztepe Yalı - İsyan Marşı

Tatangalar


Tribün desteği konusunda nam salan önemli gruplardan biri de Tatangalar. Grubun adı Kızıldereli dilinde bizon anlamına gelen Tatonka’dan geliyor. Grubun kuruluş aşamasında görev alan Kırıntı Fuat, Tatonka kelimesini Kevin Costner’ın “Kurtlarla Dans” filminde duyuyor. Başlarda kullanılan Tatanka ismi söyleniş zorluğu nedeniyle yerini Tatanga’ya bırakıyor. Tatangalar deplasmanlar için saatlerce otobüs yolculuğu yapıyorlar. Sakarya’nın ünlü caddesi Çark Caddesi’nde yaz-kış Sakaryaspor atkılarıyla dolaşıyorlar.

ÇARŞAMBA KUPONU

556 kodlu WIGAN - BOLTON maçında oranı cazip olması nedeniyle üst seçeneği tercih edilmelidir. Tahmin üst (1.75)

554 kodlu PORTO - ARSENAL Şampiyonlar Ligi maçında bu yıl iyi bir sezon geçiren ev sahibi yüksek oraniyla tercih edilir. Tahmin 1 (2.30)

547 kodlu NEC NIJMEGEN - WILLEM II maçında deplesman takımı 1 puan için mücadele edecek. Genede formdakı NEC galibiyete yakın takım konumunda. Tahmin ALT (1.70) veya 1 (1.50)

555 kodlu B.MUNIH - FIORENTINA Şampiyonlar Ligi maçınnda formda olan Alman ekibi galibiyete çok yakın. Handikap +1 ev sahibi kazanir seçeneği de alternatif olur. Tahmin 1 (1.25) veya handikaplı 1 (1.90)

Toplam oran => En yüksek : 26.00 En düşük : 15.09

NOT : Oranlar 2 misliye göre ayarlanmıştır.

16 Şubat 2010 Salı

Ya oğlum bi dur!

Güldürme Sorunsalı


     Çoğu kez insanların karıştırdığı bir şey var; gülmek ile zevk almak arasındaki fark.Sadece kahkahalar atıldığında – hoş, insanlar osuran sıçan adamlara kahkaha atıyor artık – eğlendiğini sanıyor insan.Oysa bu eğlencenin yüksek dozajı…

     Özellikle televizyon izlerken karşımıza çıkan bir durum bu.Kendi içinde draması , duygusallığı olmayan, eğlence amaçlı her yapım izleyici tarafından tam randımanlı stand-up gibi güldürmedi diye acımasızca eleştiriliyor.Zira o yapımlarında amacı eğlendirmek değil midir sorarım size ?Tiyatral yapımlar , skeçler , parodiler bunun en güzel örnekler.

       Yahu her şeyi geçtim sen Yahşi Batı , Arog , hele ki Gora hakkında ileri geri konuşmak, atıp tutmak nedir ? Çarpılırsın be adam , taş olursun.Bak eleştirmek demiyorum eleştirmezsen adam değilsin zaten.

  

SALI KUPONU

527 kodlu LYON - REAL MADRID Şampiyonlar Ligi maÇinda Fransiz ekibi güçlü rakibine ilk yarida direnecektir. Cazip oraniyla ilk yari beraberlik öne çıkıyor. Tahmin İY 0(1.90)

528 kodlu AC MILAN - MANCHESTER UTD maçında alt seçimi ağır basıyor ancak oran çok az. Kontrollü bir maç olacaği aşikar. Bu nedenle ilk yari beraberlik tercih edilebilir. Tahmin alt (1.45) veya İY 0 (1.75)

503 kodlu STOKE - MANCHESTER CITY maçında konuk takımda Carlos Tevez ve Bellamy forma giyemeyecek. Alt tercihi uygun. Tahmin alt (1.55)

Toplam oran : 10.30

Müzik Enstrumanları Serisi:Keman

TARİHTE KEMAN'IN YERİ

Keman'ın ilk kez nerede yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte , ortaçağda İngiltere'de Fiddle , Almanya'da Fiedel İtalya'da Lira da Braci , Fransa'da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman'ın atası sayılır. Lavignac , Keman'ın Türklerin Kemençe'i guz (Oğuz Kemençesinden)alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab'ından geliştirildiği öne sürülmüştür . 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati , Paolo Maggini , Giuseppe Guarneru , Antonio Stradivarius Keman'a son şeklini vermişlerdir . Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda , bazı değişikliklere uğradı . Çağdaş Kemanda gövde ve sap daha uzun ,köprü daha yüksektir . Keman'a orkestrada ilk olarak ,1565 te St.Riggo ve Corteccia'nın eserlerinde yer verilmiştir . Sonraki yıllarda orkestradaki görevlerinden dolayı 1. ve 2. Keman olarak adlandırılmış orkestradaki sayıları çoğaltılmıştır.

TÜRK MÛSİKÎSİ'NDE KEMAN'IN YERİ

Keman'ın Türk ülkesine ne zaman geldiği kesin olarak bilinmiyor. İstanbul ve Trabzon gibi Lâtin ülkeleri ile sıkı ilişkiler bulunan şehirlerde çok eskiden beri Keman'ın en eski örneklerinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Kanunî Sultan Süleyman 'ın sadrazamlarından Makbul İbrahim Paşa'nın gençliğinde, padişahın şehzadesi olarak Manisa'da bulunduğu yıllarda Keman çaldığı biliniyor. Yine bu yüzyılda yaygınlık kazanmış bir saz olarak klâsik mûsikîmize girememiş olmakla birlikte , halk arasında çok tutuluyor ve koltuk meyhanelerinde çalınıyordu. Keman'ı üst düzey sınıf arasına sokan kişinin , Sultan 1.Mahmud dönemi sanatkârlarından olan Corci olduğu ileri sürülür. Keman'dan önce mûsikîmizin yegâne sazı Rebab idi .O yıllarda Keman'a "Viola d'Amore" deniyordu ki, bu sazın benzeri yakın zamanlara kadar kullanılmış olan Sine Kemanı'dır. Kemani Corci'ye kadar bütün kaynaklarda , eski Türk Kemanını çalanların Türk olduğu halde, 18.yüzyıldan , daha doğrusu Corci'den sonra Türk olmayan kimseler Batı Kemanını çalmağa heves etmiş ve pek çok ünlü isim otaya çıkmıştır. Hiç şüphesiz bu sanatkârlar " Viola d'Amore " nin farklı şekli olan Sine Kemanı'nı çalıyorlardı ; Yedi teli olan Sine Keman'ın sesi biraz boğukça olduğu ve Kemençe sesine benzediği için , musikîden anlayanlarca daha çok tercih ediliyordu . 19. yüzyıl başına kadar Keman çalan sanatkârlar Keman'ın her iki türünü de kullanmışlardır. Daha sonra Sine Kemanı unutulmuştur. Son icrakârları Mustafa Sunar ile Nuri Duyguer olmuştur . Batı Keman'ının ülkemize yerleşmesinde Romanyalı Miron'un büyük rolü olmuştur. Ülkemizde Türk Musikîsi ölçüleri içinde çok güçlü icrakârlar yetişmiştir . Bir devreye damgasını vuran bu sanatkârlardan bazıları şunlardır: Kemanî Hızır Ağa , Kemanî Rıza Efendi , Kemanî Corci , Kemanî Kör Sebuh , Kemanî Aleksan Ağa , Kemanî Memduh , Bülbülî Salih Efendi ,Reşat Erer , Nubar Tekyay , Sadi Işılay , Hakkı Derman , Selahattin İnal v.b. Musikî terminolojimizde Keman çalanlara " Kemanî " denir .

KEMAN'IN ÖZELLİKLERİ

Keman insanı derinden etkileyen , eşsiz güzellikteki sesiyle , yaylı çalgılar ailesinin en önemli üyesidir. Sesi , öteki çalgılara göre birçok bakımdan insan sesine daha yakındır . Keman , çene altı ile omuz arasına sıkıştırılarak tutulur. Sol elin parmakları sap üzerinde bulunan tellere basarak gezinirken , sağ elde tutulan yay ,Keman tellerine sürtülerek çalınır . Gövdenin orta bölümündeki yan girintiler yayın daha kolay hareket etmesini sağlar.35 ile 36 cm arasında değişen bir gövdesi vardır. Küçük ve hafif bir çalgı olmakla birlikte , ortalama 84 ayrı parçanın bir araya getirilmesiyle yapılır .Genellikle iki cm .kalınlığında bir çam veya akağaç'tan oyma kalemi ve rende kullanılarak biçime sokulur . Keman'ın bir gövdesi ve buna bağlı bir sapı vardır.Gövde göğüs tahtası ya da tabla denen üst kapak , alt kapak ve onları birleştiren yanlık adlı verilen bir kasnaktan oluşur. Tellerin köprü aracılığıyla gövdeye yaptığı basınca direnebilmesi alt ve üst kapaklara hafif bir kavis verilmiştir . Sapın ucundaki burgulara( kulak) sarılarak bağlana teller bir eşikten (köprü) geçerek gövdenin ucundaki kuyruk bölümüne bağlanır . Köprü tellerin titreşimini üst kapağa iletir .Burgu yuvalarına yerleştirilen kulaklar tellerin istenilen ölçüde gerilmesini sağlar . Gövdenin içine boydan boya yerleştirilmiş ,bas çubuğu ya da bas kirişi denen bir çıta , eşiğin tam altında da can direği denilen bir takoz bulunur . Bas çubuğu sesin tınılanmasına , can direği de ses titreşimlerinin alt kapağa iletilmesine yardımcı olur . Üst kapak üzerinde " f " biçimindeki iki ses deliği ses titreşimlerinin gövdeden dışarı çıkmasını sağlar . Dış etkilerden korunabilmesi için yapımı tamamlandıktan sonra özel karışımlı bir tutkalla cilalanır, cila aynı zamanda Keman'ın ses tınısını belirleyen önemli bir öğedir. Keman yapım ustalarına Luthier denir . Ülkemizde Keman yapım teknikleri çok gelişmiş , çeşitli yarışmalarda birincilik alan Luthierlerimiz vardır bunlar : Cafer Açın , Mesut Gözalan, Yunus Tarhan , Mehmet Alkan ,Nevzat Önder ,Ayhan Damcıoğlu , Ahmet İyidoğan ,Emin Tilev , Bedii Akol v.b.

KEMAN'IN AKORT SİSTEMİ

Keman 'ın metalden ya da hayvan bağırsağından yapılmış dört teli vardır . Akort sistemi pest'ten tize doğru : SOL-RE-LA-Mİ olarak düzenlenmiştir. Batı Kemanlarıyla aynı akort sistemine sahip olmasına rağmen , Türk Mûsikîsine uygun şekilde isimlendirilmiştir : DO-SOL-RE-LA dır . Bazı icracılar " LA" telini , İnce "SOL" düzeniyle kullanmaktadır bu konuda çeşitli fikirler öne sürülmüştür . Eskiden kullanılan ve Avrupa'dan getirilen Kemanların 5 esas 6 (7)ahenk teli olduğu ve aynı telin yine ince "SOL" olarak akord edildiği biliniyor. Bir başka görüş ise , Rebab ve Ud gibi çalgıların akorduna benzetmek için böyle hareket edildiğidir. ( "LA" akort Türk Mûsikîsi icralarında çiğ kalmakla birlikte , bazı makamlar transpoze edildiğinde icrada zorluklar oluşmaktadır )

15 Şubat 2010 Pazartesi

All-Star HaftaSonu Doğu: 141 Batı:139


Her şeyden önce fazla bi beklenti yoktu bu maçtan.Kobe’nin , İverson’un  , Carter’ın , Shaq’ın olmaması büyük şölenin sönük geçeceğini zannettirdi herkese ta ki o dev ekranı görene kadar.Kardeşim o nedir öyle , insan mısınız siz ?

Standart stadların tepedeki ‘dev !?’  ekranları bu ekran karşısında 37 ekran tüplü tv gibi kaldı.Tabi stad da standart değildi  108bin kişilik izleyici sayısıyla rekorları alt üst etti.Konser alanı bile vardı statda yahu.Kısaca sönük geçeceği zannedilen maç hiçte öyle başlamadı.


All-Starların sahneye çıkışı her zamanki gibi gösterişliydi.Ev sahibi Nowitzki çıktığında ise salon( ne salonu lan ? ) yıkıldı.

All-Star Yetenek Yarışmaları

Geçtiğimiz cumartesi All-Star etkinlikleri içinde smaç yarışması ,şut starları, üçlük yarışması ve yetenek yarışması yapıldı.

Şut starları yarışmasını en iyi şutörlere sahip olan Texas ekibi kazandı.
Sıkı çekişmeye sahne olan üçlük yarışmasında Paul Pierce pekte favori olmamasına rağmen kazanmayı başardı. Chauncey Billups’da fena değildi hani.

Yetenek yarışması beklide gecenin en keyifli yarışmasıydı.Steve Nash her zamanki sempatikliğiyle kazandı yarışmayı.Hele en sonunda Derrick Rose bloklamaya çalışması, o boyuyla , görülmeye değerdi.

Gelgelelim smaç yarışmasına gerçekten eski tadı yok artık.Hele Nate Robinson gibi antipatik heriflerin kazanması insanın canını sıkıyor.Hayır , herif 1.75 diye her sene kazanmak zorunda mı yarışmayı? , üstelik tarihe geçti.Smaç yarışmasında bu sene ben de varım diyen Lebron’a selam olsun. Derozan’ın hakkıydı yarışma , hele ilk smacı yok mu tam Kaan Kural’lık ; ‘’of of of ‘’

13 Şubat 2010 Cumartesi

Çaylaklar

Genellikle herkesin fikri 2.yıl oyuncularının galip gelmesiydi fakat sürpriz gerçkeleşti.7 yıl sonra gelenek bozuldu ve çaylaklar , 2.yıl oyuncularını 140-128 yendi.Bi de bu çaylaklar maçında kolej ligi gibi 20şer dakikalık 2 periyot yapıyorlarmış, yeni öğrendim.

Mvp Tyreke Evans olmuş. DeJuan Blair’da göz dolduranlardan.

Bi de maçın tamamında ayakta kalabilsem.

Vancouver 1.Gün


İlk altın madalyayı kayakla atlama sporcusu Simon Ammann ile İsviçre kazandı. toplamda 276.5 puan ile birinci oldu.

Gümüş madalyayı ise Polonyalı Adam Malysz 269.5 puanla aldı.

Bronzun sahibi ise Avusturya'dan gregor schlierenzauer oldu. 268 puan ona bronz madalyayı getirdi.

Snatch !!! (kapışma)



Yine Brad Pitt yine Jason Statham ve yine harika bir yapım...

Jason'un Turkish yani Türk adını aldığı bu yapım sadece bu yönüyle bile ilgimizi cekmeye yeter sanıyorum ama film her yönüyle izlenmeye deger biraz aksiyon biraz duygu biraz da boks her türden keyfe hitap ediyor.

Senaryo tipik Amerikan filmi fakat filmin Jason Statham yani filmdeki ismiyle Türk'ün agzından anlatılan olaylar dizisiyle canlanması izleyenleri sıkmıyor.Yapım hayatını yasadısı boks yaparak ve yaptırarak kazanan insanların ve elmas kacakcılarının yollarının bir eldivensiz boks ringinde kesişimesini ve bunu takip eden olayları konu alıyor.

Film bir yandan komik bir yandan aksiyon doruk noktasında,Brad Pitt yine döktürmüş mükemmel oyunculuk mükemmel çingene taklidi bu adamın bosuna milyonlarca hayranı yok demekki...Bu kadar yıldız oyuncuların bu kadar guzel bir filmde bulustugunu gormek guzel izlenmesini tavsiye ederim ama filmde anlam arayanlar için iyi bir secenek degil.

Cok yasa Brad Pitt Cok yasa Jason Statham ... :)

12 Şubat 2010 Cuma

Shaq 2009 All-Star

Big Cactus - Shaq

Bildiğin şov adamı  , ah bu sene de All-Star'da olsaydı.

Just Beat İt !



Basketbolun en şaşalı şovu bu sene Dallas’ta sahne alıyor.Dünyanın en  popüler ligi olan Nba ve onun en iyi oyuncularının sahne alacağı 3 günlük gösteri bu gece Çaylaklar maçıyla başlayacak.


Çaylaklar; Çaylak : Brandon Jennings , Tyreke Evans , Stephen Curry , James Harden , Jonny Flynn , Omri Casspi , Jonas Jerebko , Taj Gibson , DeJuan Blair

Sophomore: Russell Westbrook , O.J Mayo , Eric Gordon , Danilo Gallinari , Antony Morrow , Michael Beasley , Kevin Love , Marc Gasol , Brook Lopez

Büyük bir sürpriz olmaz ise Sophomore oyuncuları kazanacaktır.Mvp tahminim; O.J Mayo


Ardından Pazar sabahı yetenek yarışması olacak;

Smaç yarışmasına katılacak oyuncular ;

Gerrald Wallace
Shannon Brown
Nate Robinson.
Eric Gordon
DeMar DeRozen

Bu sene ilk olarak smaç yarışmasından önce eleme yapılacak.

3 Sayı Yarışmasında ;

Chauncey Billups
Paul Pierce
Danilo Gallinari
Stephen Curry
Daequan Cook
Channing Frye   yarışacak

Yetenek Yarışmasında;

Derrick Rose
Deron Williams
Steve Nash
Brandon Jennings yarışacak.

H.O.R.S.E (yeni bir yarışma , Nba oyuncuları şut yeteneklerini sergileyecekler)


Kevin Durant
Rajon Rondo
Omri Casspi

Şut Starlarında;
Los Angeles
Texas
Atlanta
Sacramento  takımları yarışacak.


Ve Büyük gün , Pazartesi sabahı All-Star büyük maçla son bulacak

Doğu ile Batı , tüm coğrafyadaki en kaliteli basketbol oyuncuları, Dallas’ta şov için sahne alacak.

Doğu : Derrick Rose , Dwyane Wade , LeBron James , Kevin Garnett , Dwight Howard , Rajon Rondo , David Lee , Gerald Wallece , Paul Pierce , Joe Johnson , Chris Bosh , Al Horford

Batı : Steve Nash , Kevin Durant , Carmelo Antony , Tim Duncan , Amare Stoudemire , Deron Williams , Chancuey Billups , Jason Kidd , Dirk Nowitzki , Zach Randolph , Chris Kaman , Pau Gasol


Kobe Bryant , Allen Iverson , Vince Carter , Shaq’ın  olmadığı , yetenek yarışmasında Kidd’in , 3lük yarışmasında Capano’nun olmadığı All-Star’ı ne yapıyım nerelere gideyim , başımı nerelere vurayım söyleyin be!.