24 Şubat 2010 Çarşamba

YILMAZ ÖZDİL ABİMİZE TEŞEKKÜRLER

Hiddink iyi ki geldi...
Hiddink geldi.
Yazılıyor, çiziliyor.
Habire, yıllar önce Fenerbahçe’ye gelmesinden dem vuruluyor.
Halbuki, onunla yollarımızın kesiştiği bir yer daha var.

***

8 sene önce...
Kore’deyim.
Dünya Kupası’nda.

***

Geziyoruz Seul sokaklarında... ‘Türk’ olduğumuzu öğrenen, önümüzde eğiliyor. Abartmıyorum... Yemek yiyoruz, para almak istemiyorlar. Kafeye oturuyoruz, ısmarlamak istiyorlar. İnanılmaz bir sevgi çemberi... Çünkü, 50 sene önceki savaşı ve bizim onların özgürlüğü için verdiğimiz şehitleri, gazileri hiç unutmamışlar. Türk bayrağından tişörtler yapmışlar, bizim maçlarımıza gelip, “Törkiy, Törkiy” diye bağırıyorlar.

***

‘Vefa’ ne demekmiş, ‘şehit, gazi’ ne demekmiş, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Brezilya ile oynuyoruz, 87’nci dakikada penaltı yiyoruz ve 2-1 yeniliyoruz. Hakem, Güney Koreli... Bizim Futbol Federasyonu Başkanı Ulusoy çıkıyor, “Koreli hakem bizi sırtımızdan bıçakladı, biz Kore’de bin şehit verdik, bir tek Koreli 70 milyon Türk’ü öldürdü” diyor! Kore gazetelerinde manşet oluyor bu laflar... 50 senedir Kore’de hüküm süren ‘Türk sevgisi’ aniden antipatiye dönüşüyor. Spor’la siyaset’in birbirine karıştırılması büyük tepki görüyor.

***

Yetkili makamda oturan kişilerin ‘ağzından çıkan lafların’ ne kadar önemli olduğunu, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Kosta Rika maçı... Gol atıyoruz. Tribünlerimiz yıkılıyor adeta... Sarılıyoruz, seviniyoruz, gırtlağımız patlarcasına bağırıyoruz. Hemen arkamızda Kosta Rika taraftarları var. 10 kişilik küçük bir grup... Bakıyorum, onlar da alkışlıyor. Ellerini uzatıp, tokalaşıyorlar bizimle, tebrik ediyorlar. 25 dakika sonra, bu sefer gol yiyoruz, 1-1... Haliyle, Kosta Rika grubu ayağa fırlıyor, sevinç çığlıkları atıyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Dayak yiyorlar! Evet, 25 dakika önce bizi tebrik eden insanlara saldırıyor bizim tribün, ‘şerefsizler, susun ulan’ filan diye... Bir Kosta Rikalı’nın tişörtü yırtılıyor, insancıklar mecburen kaçıyor, giriş kapısının oraya sığınıp, maçın sonuna kadar ayakta beklemek zorunda kalıyorlar.

***

‘Fair play’ ne demekmiş, ‘holigan’ ne demekmiş, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Kore uzak, uçakla 10 saat... 10 saat uçtuk, maça 2 gün var, 2 gün bekledik, stada girdik, maç başladı, yanımda oturan gazeteci maçın ortasında tuvalete gitti... Şak! Gol oldu iyi mi... Adam bu maçı seyretmek için uçakla 10 saat yol geldi, 2 gün bekledi, golü göremedi! Tek tek isim vermeyeyim... Çalıştığı gazeteden harcırah almak için taaa Kore’ye kadar gelip, stada gelmeyen ‘ünlü’ spor yazarlarımız vardı. Hatta, bir tanesini canlı yayına çıkarmak istediler, statta olmadığı ortaya çıktı, çalıştığı televizyonun sahibi bizzat telefon açıp suratına küfür etti!

***

‘Sahtekar gazeteci’ ne demekmiş, bir kez daha şahit oldum, bir kez daha öğrendim Kore’de...

***

Dolaşıyorum Seul sokaklarında... Bir gökdelen, belki 100 metre, boydan boya Hiddink’in fotoğrafıyla kaplanmış... Gazetelerde, Hiddink manşet... Dergilerde, Hiddink kapak... Açıyorum televizyonu, Hiddink anlatılıyor. Hiddink oyuncağı yapmışlar, bebelerin elinde... Otomobillere Hiddink çıkarması yapıştırılmış... Hiddink tişörtleri giyiyorlar. Hiddink maskesi yapmışlar, takıp geziyorlar. Genç kızlar yanaklarına Hiddink yazmış... Soruyorum Koreliler’e, kendisini sevdirmek için hiç öyle yalakalık filan yapmamış aslında Hiddink... Korece öğrenmemiş... Kore milli marşını ezberleme şovlarına filan kalkışmamış... Peki ne yapmış? İşini yapmış... Sadece işini... O nedenle, adeta tapıyorlardı Hiddink’e... Kore’ye tarihinin en büyük futbol başarısını getirdi, Dünya Kupası’nda yarı final oynattı, 4’üncü yaptı... Güney Kore ‘vatandaşı’ ilan edildi. Dünya Kupası için yapılan Gwangju Stadı’nın adını değiştirdiler, Guus Hiddink Stadı yaptılar. Kore Havayolları’yla ömür boyu bedava uçma imtiyazı verdiler. Heykelini diktiler. Hollanda’daki müzesine turlar düzenlediler.

***

Bir millet, o millete başarı getiren milli takım teknik direktörüne ‘nasıl saygı duyar’ bir kez daha öğrendim Kore’de.

Ve, Şenol Güneş...
Hiddink’in 4’üncülük kazanarak ‘ilah’ haline getirildiği Dünya Kupası’nda, Türk futbol tarihinin en büyük başarısını kazandı, şampiyon Brezilya’ya ecel teri döktürdü, yarı final oynattı, Dünya Kupası 3’üncüsü oldu. Duymadığı hakaret kalmadı... Sanki zırt pırt alıyormuşuz gibi, Dünya Kupası’nı alamadığı için ‘başarısız’ ilan eden gerizekalı bile oldu... ‘Dünya basını’ Şenol Güneş’i yere göğe sığdıramazken, derhal Türk milli takımından kovulması gerektiğini yazan ‘yerel kazmalar’ oldu. Ahlaksızlık sınırları aşıldı. Kore’ye gelip maça gelmediği halde (ki, o sırada nerede olduğunu bildiğim için yazıyorum) televizyondan bile seyretmediği halde, ona buna sorarak bilgi alan, sonra da oturup, yanlış taktikle oynattığını iddia edenler oldu.

***

Bir milletin basını, ‘nasıl bu kadar vicdansız, vefasız olabilir’ bir kez daha öğrendim Kore’de.

***

Özetle...
3’üncü olanı beğenmedik.
4’üncü olanı aldık.

***

Hiddink geldi.
İyi ki geldi.
Bunları yazma fırsatımız oldu.

NOT : YILMAZ ÖZDİL'İN BU YAZISINI OKUDUĞUMDA ÇOK ETKİLENDİM BUNU KENDİ BLOGUMUZDA PAYLAŞMAK İSTEDİM. BİZİM İÇİN BİR ONURDUR. TEŞEKKÜRLER YILMAZ ABİ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder